Reklam

YOKSA DOĞABİLİMCİYİ GÜLDÜRÜRSÜN KENDİNE

YOKSA DOĞABİLİMCİYİ GÜLDÜRÜRSÜN KENDİNE
Yayınlama: 23.07.2022
A+
A-

 

 

 

Dünya çapında söz sahibi olan insanlarımız, ancak daha uygar, daha zengin ülkelere gidince verimli olup, seslerini, soluklarını ve ilerici düşüncelerini duyurabiliyorlar. Düşünce olmadan yenilenme de olmuyor. Kalıplara sığınmış toplumların bedbaht-tahlisiz hallerini görmek için sürekli göç etmek isteyen, başları bir türlü beladan kurtulmayan ülkelere bir bakın; cin çıkarmaya çalışırken karısını öldüren, şifa bulmak için olmadık yerlerde gezinen, tükenenleri bir izleyin…

 

Doğası oldukça temiz, korulukları, gölleri, ırmakları olan bir yerde doğdum. İnsanları Rumeli ve Anadolu görgüsü yanında Asya’nın derin kültürüyle de beslenip genlerine işlemiş halleriyle yönlerini, yollarını bulmuşlardı. Yine de anlaşılmıyordu doğaya olan bakışları. Yılanın, cihanın, baykuşun uğursuz, zararlı nerede görülürse öldürülmesi gerektiğini ancak derinliği çok daha iyi kavramış olanlar; “ Dokunma! Öldürme! Onun da yaşamaya hakkı var!” derlerdi.

 

Ülkemizin her yerinde olduğu gibi ilk önce ormanları tükettik. Sonra korulukları ve en sonunda her tarlada olan, gölgelik, dinlenmelik olan ahlât ağaçları yok edildi. Ve daha fazla ürün olma peşine düşüldü; zehirler, zehirli ilaçlar karıştı toprağın, bitkilerin, göllerin, ırmakların her zerresine. En bol olan serçeler bile tükenmenin eşiğine geldi.

 

Bir söz okumuştum hatırlamadığım bir kitapta; “ Dağlara gidersen, etrafına çok iyi bak. Bilmeden, anlamadan belki de nadide, nesli tükenmek üzere olan bir çiçeği ezip geçersin!”

 

Ne yüce bir hatırlatma ve cehalet sorgulaması… Mantık öne çıkartılmadan, sanata halen uzak kalarak ne çiçeği, ne böceği, ne de ağaçları tam olarak anlaşılır hale getirdik.

 

Çocukların 0–3 yaş arası beyinlerinin büyük kısmının geliştiğini, evlerinde ne görürlerse o algıya göre yetişkinlik yolunda ilerlediklerini düşünürsek; 0–3 yaşında ki çocuklar, doğdukları evde; kütüphane, şarkılar, enstrümanlar-çalgı aletleri, uyumlu sesler, gülüşler, tartışmalar görmüyorsa; yetişkin olunca, ondan barışçıl olmasını nasıl bekleriz?

 

Nilüfer çiçeğine hep hayran kaldım. Bataklık dediğimiz kirli görünen çamurlu suda, muhteşem bir gösteri yapar; zarafetin, uyumun şölenini… Tıpkı, çöllerde yaşayan yüce kaktüsler gibi; aylarca, yıllarca yağmursuz kalsalar bile sabah çiğ tanecikleridir onları besleyen, var eden hünerli şey…

 

Birkaç insan bir araya gelince konuşmalarımıza bir bakın derim! Ona kötü, şuna çirkin, buna gülünç, şuna zebani, diğerini ezik, demelerinin yanında doğaya olan saldırıların da aynı kötü saldırı içerisinde dönüşümünü izlemenizi isterim.

 

Doğal, eşsiz güzellikleri olan tüm yerlerde çöpten, kirden, kötü ruhların bıraktıkları enerjilerden geçilmiyor.

 

Doğanın hangi alanına gittiysem, en ücra Istranca-Yıldız, Işıklar-Ganoslar, Dağları yürüyüşü-kampı sırasında insan atıklarıyla yüzleştik. Derelerde, ırmaklarda, uçurumlarda; insana ait, huzur bulmaya geldiği yerde keyif alıp, yiyip içerken geride bıraktığı lanetli atıkları karşısında iyi insan çalımlarıyla topluma karışıyorlar.

 

Ergene’nin bataklık haline bir bakın derim! Üzerinde kurulu her dakika güya takip istasyonları var. Bütün bunları görüp, bilip izlerken “Ben-biz doğayı çok seviyoruz” dersek, Doğabilimcileri bize kıs kıs gülmez mi?

 

“ Hıyar acı mı? At onu. Yolunda böğürtlen çalıları mı var? Çevresinden dolan. Bu kadar yeter; ‘ Yeryüzünde bunlar niçin var?’ diye sorma, yoksa doğa bilimciyi güldürürsün kendine”

 

Kıbrıslı Zenon böyle düşünüyor; eylemlerin savsaklanmadığı, sözlerin karışmadığı, düşüncelerin uyumsuz düşmediği, ruhun içe kapanmayıp, dışa taşmadığı, kendimize zaman ayırdığımız uyumlu bir ruh bütünlüğü…

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi