Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
1998 yılıydı. Serdar Denktaş’ın Genel Başkanı olduğu Demokrat Parti’nin seçim kampanyasını yürütmek ve bir günlük gazete çıkarmak üzere 24 Mayıs ile 30 Haziran tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulundum.
Türkiye’ye döndükten sonra dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sunmak üzere uzunca bir rapor kaleme aldım. Raporda özetle şunları söylüyordum:
“KKTC’de bulunuş sebebim dolayısıyla son derece yoğun bir çalışma içinde oldum ve bir büyük millî davamızın, Kıbrıs Türk halkının bünyesindeki bazı gelişmeler nedeniyle önemli yaralar aldığını, daha da alabileceğini gördüm. Yazacaklarımın hepsi de tanıklıklardan ve somut örneklerden hareketle vardığım sonuçlardır.
1.Türkiye Cumhuriyeti oradaki toplumun ve devletin, kendi ayakları üzerinde durmasına, yani balık tutmayı öğrenmesine fırsat tanımamış, buna mukabil ikram etmeyi tercih etmiştir. Kıbrıs Türkü bundan çok rahatsızdır. “Bize yardım yerine yatırım yapılsın,” denmektedir.
2.Oldukça derin sayılabilecek bir “Türkiyelilik”-“Kıbrıslılık” ayrımı vardır. Türkiye’den gidip yerleşenlerle askerimiz sanki 1974 Harekâtı ve Türkiye’nin yapageldiği ekonomik yardımlardan dolayı o insanlara söz hakkı tanımama eğilimindedirler. “Canınızı, malınızı, namusunuzu, biz kurtardık” deyicidirler. Bu da onurlarını incitmektedir.
3.Toplumda bir tür millî kimlik ikilemi, bu ikilemin huzursuzluğu vardır. Kimisi kendini Kuzey Kıbrıslı, kimisi Kıbrıslı, kimisi Türkiye’nin bir iline mensupmuş gibi hissetmektedir. Dahası, kendisini Türk’ten çok Rum’a yakın hissedenler vardır.
4.Öyle de bir grup mevcut ki bunların Türklükle, KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti ya da her ikisinin müşterek sorunları, idealleri, heyecanları ve milliyetçilik anlayışıyla yakından uzaktan alâkası yoktur. Dahası bunların hepsine de düşmandır ve düşmanlığını da alenen ve inanılmaz bir cüretle gösterebilmektedir.
5.Üniversitelerdeki bazı ecnebi hocalar tarafından (bilhassa ABD’den gelenler) “Osmanlı’da homoseksüellik” veya “ Kıbrıs Türkü ile Türkiye Türkü arasındaki farklar” gibi tez konuları işlenmektedir.
6.TSK mensubu askerlerimizden de önemli yakınmalar var. “Araba ruhsatı bile almazlar, trafik yasalarına uymazlar, trafik cezası vermezler” vb. gibi şikâyetler duyulmaktadır. Asker sanki “Devlet benim” deyicidir.
7.Bazılarının yöneticilere, politikacılara ve Türkiye’ye duyduğu tepki Rumları kendine, kendini Rumlara daha yakın hissetmeleriyle sonuçlanmaktadır.
8.“Mersin Mafyası” olarak adlandırılan bir grubun Türkiye ile KKTC arasındaki ticareti zorlaştırdığından şikâyet edilmektedir.
10.“Zorunlu ziyaretçi” anlamına gelen ZZ’li plâkaların halk arasındaki adı ya “zararlı ziyaretçidir” veya “Zengin züppe”dir. Bunların çoğu öğrencidir ve şımarıklık yapmakta, Kıbrıs Türkü’ne tepeden bakmaktadırlar.
11.Kıbrıs işlerinden sorumlu gelmiş-geçmiş birçok Devlet Bakanının ve orada görev yapmış birçok büyükelçinin banka veya büyük şirket sahibi oldukları söylenmektedir.
12.Kıbrıslı öğrenci Türkiye’den gidene GACO, Türkiye’den gidenler de onlara –maalesef- “Rum piçi” demektedir.
“Anlaşılan o ki TC ile KKTC, Kıbrıs’la ilgili millî politikayı götürmeye çalışırken Kuzey’deki toplumsal bünye ihmal edilmiştir. Geçmişteki Rum saldırıları, vahşet ve katliamları neredeyse unutulmuş veya unutturulmuş gibidir.”
*
O günden bugüne durumunnasıl bir gelişme gösterdiğini bilemiyorum ama AKP hükümetinin Ada’ya çıkarma yapması çok yanlış olmuştur. Zira bu düpedüz oradaki insanların onuruna ve iradesine bir saldırıdır. O nedenle de seçim sonuçları bizim için hiç sürpriz olmamıştır.