Reklam

BU ÜLKENİN ÇOCUKLARI

Yayınlama: 19.11.2025
A+
A-

Biliyorum; “Yine mi çocuklar?” diyenler olacaktır.

Desinler varsınlar.Türkiye’nin bunca sorunu dururken bir de çocuklarımızı mı düşüneceğiz?

Şimdi gelelim sadede…

2016 yılıydı. Antalya’ya bağlı İbradı ilçesinin Başlar köyü meydanında yirmiye yakın çocukla birlikteyim.

O ana kadar bir değil; hem de iki mantık sorusu sormuş, yani verdiğim cümlelerdeki mantıksızlıkları bulmalarını istemiş, ikisini de bilmişlerdi.

“Bu haftalık bu kadar çocuklar,” demiştim ki başladılar daha pek çok yerdeki çocuklar gibi; “Maan-tık sorusu! Maan-tık sorusu!” diye tempo tutmaya.

Evet, aynen böyle.Köy çocukları da ikiyle yetinmemişlerdi. Daha fazlasını istiyorlardı.

Nitekim şu cümlelerdeki mantıksızlığı bulmalarını istediğimde de hiç doğru cevap alamadığım olmayacaktı: “Ahmet’le ilk kez iki yıl önce tanıştım.” “Kuşlarla kırlangıçları seyretmeyi çok seviyorum.” “Kimisi Erzurum’a, kimisi memleketine gitti.” “Marmaris bizlere tatil için pek çok farklı seçenek sunuyor.” “Yangın yeniden yanmaya başlamıştı.” “Doğada kendiliğinden oluşmuş doğal tasarımlar.” “Üç yıldan on yıla kadar hapis cezasına çarptırıldı.”

İyi de neydi o çocukların bu kadar ısrarla mantık sorusu istemelerinin nedeni?

Neydi, hem de neredeyse kuş uçmaz, kervan geçmez bir köydeki çocukların bile gülüp eğlenmek dururken daha fazla mantık sorusu istemelerinin sebebi? Neden bu kadar çok seviyorlardı mantık sorusunu?

Çünkü onlar da açtı düşünmeye. Onlar da düşünmeyi seviyorlardı. Onlar da düşünmek istiyorlardı. Düşünürken mutlu oluyorlardı. Ve bir de mantığın sadece büyüklerle ilgili bir şey olduğunu sandıklarından olsa gerek, kendilerini büyümüş, olgunlaşmış hissediyorlardı.

Çocuklarımız işte böyle çocuklardır ama bir şey bilmez yerine koyuyor, hırslarımıza kurban ediyor, şamar oğlanına çeviriyor, yaptıklarımızı başlarına kakıyor, gönüllerine girmeden beyinlerine gireceğimizi sanıyor, denizin üstünde yürüme başarısını gösterseler yüzme bilmemekle suçluyoruz. Çünkü en azından yeterince tanımıyoruz onları.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de dinlememe, muhatap almama, söz ve tercih hakkı tanımama saygısızlığını gösteriyoruz onlara. Bunun sonucu olarak da üstlerinde kurduğumuz baskı özgürce düşünme ve hareket etme becerilerini berhava ediyor. Sonra da “velet” deyip çıkıyoruz onlara.

Oysa ne diyordu Nâzım Hikmet?:

Dünyayı verelim çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne

Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında

Dünyayı çocuklara verelim

Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi

Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

Hiç değilse bir günlüğüne dünya görsün arkadaşlığı

Çocuklar dünyayı alacak elimizden

Ölümsüz ağaçlar dikecekler.

Kısacası çocuklarımızın kıymetini bilmiyoruz.

Marka Flower Çiçekçi