Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Ruhun özgür ve bağımsız olması biz yetişkinlerden çok çocukların ihtiyacıdır.
Bunun da başlıca kanıtı hiçbir zaman istemediğimiz şeydir: İnatçı olmaları. İnatlarını kırmanın, deveye hendek atlattırmaktanzor oluşudur.
Oysa inatçı olmak; tuttuğunu koparma azim ve iradesine sahip olmak demektir. İşte bu sahipliği doğru yöne kanalize etmek yerine yok etmeye çalışırız, hem de kendi ellerimizle.
O nedenle en çok onlar rahatsız olur özgürlüğün sınırlandırılmasından veya sonlandırılmasından.
Gönüllerince koşup oynamak, gülüp eğlenmek, kafalarına göre takılmak için de şarttır
bu özgürlük. Özellikle de zekâlarının, hayâllerinin, meraklarının ve yaratıcılıklarının
gelişmesi için.
Ama nasıl trajik bir paradokssa bu; özgürlükten en yoksun olanlar da onlardır. Ne
inisyatif kullanma hakları vardır, ne de tercihte bulunma, fikir açıklama, itiraz etme, hatta
konuşma. Oysa hem yerlerinde duramayanlar onlardır, hem hep anlatmak isteyenler, hem de
enerjilerini boşaltmadan rahat edemeyenler.
Yine ama otur deyince oturmaları, kalk deyince kalkmaları, yat deyince yatmaları, git
deyince gitmeleri, gel deyince gelmeleri, ye deyince yemeleri, sus deyince susmaları istenir.
Her şeyi biz büyükler bildiğimiz için sözüm ona kendi doğrularımızla zincirleriz
hayâllerini, yaratıcılıklarını, kişiliklerini. Farkında olarak veya olmayarak kendimize
benzetmek, kendi kalıbımıza dökmektir bütün derdimiz.
Oysa bu düzenin değişmesini isteyenler de bizlerizdir ama o düzenin uysallarla,
dolayısıyla kendimize benzettiklerimizle değişemeyeceğini bilmeyenler de. Yine oysa ABD’likişisel gelişimci AlexisCarrel’ın dediği gibi; “Çocuklar, ebeveynlerinin kötü örneklikleriyle bozulmaya devam ettiği sürece yeni bir dünya kurulamaz.”
Elbette ki başıboş bırakmak değil muradımız. Disiplin ve otoritenin, başlarına buyruk hareket etmemeleri gerektiğinin önemini elbette biz de bilenlerdeniz ama, söyler misiniz Allah aşkına; özgür ve bağımsız düşünme yeteneğini, hayâllerini, yaratıcılığını, kişiliğini, meraklarını, özgüvenini, medenî cesaretini, kısacası neredeyse her şeyini yok etmek demek değilse nedir bütün bunlar? Köle ya da emir kulu gibi görmek, şamar oğlanı yapmak değilsenedir? Zincirlenmesi, prangaya vurulması demek değilse, nedir?
Bizler gibi onlar da hata yapabilirler elbette. Hatta daha da çok yaparlar. Ama bu, her
şeylerine karışmayı, burnumuzu sokmayı, müdahale etmeyi mi gerektirmeli, yoksa hata yapa yapa yapmamayı öğrenmelerine izin vermeyi mi?
Kaldı ki doğruyu bulmalarının en doğru yolu da bu hakların verilmesinden ve onları özgürce kullanmalarından geçmez mi? Üstelik böylesi daha da kalıcı olmaz mı?
Ruhun özgür olması biz yetişkinlerden çok çocukların ihtiyacıdır, demiştik. İşte bu
hakkı onlara vermediğimiz sürece ruhları ölmeye devam edecektir. Ruh ölünce geriye ne
kalır?