Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Son günlerde bazı kitapları, özellikle de düşünmeye sevk edici kitapları tekrar okuyorum. Bugünlerde de elimde Fransız düşünür AugusteChartierAlain ‘in Söyleşiler kitabının 2. Cildi var. Millî Eğitim Bakanlığı yayınlarından.
Ne zaman yayınlanmış?
1962’de.
Kaç adet basılmış?
Beş bin.
Türkiye’nin o günlerdeki nüfusu ise 28 milyon. Bugünlerde ise 90 milyona yakın. Üç katından fazla.
Peki, kitaplar kaç adet basılıyor?
Bin.
Nüfusun artış oranına göre 15 bin olması gerekirken bin.
Şimdi anlıyor musunuz Türkiye’nin neden oradan oraya savrulmakta olduğunun temel nedenini?
SAVUNMA VE NELSON MANDELA
Hem yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını söyleyecek, üstelik de bunu her gün tekrarlayacaksınız, hem de hakkınızda soruşturma açılınca tıpış tıpış gidip ifade verecek, yetmezmiş gibi bir de bülbül gibi savunma yapacaksınız.
Oysa bu yapılan, kendi savunmanızı çürütmekten başka bir anlama gelmez. Zira bu, şikâyetçi olduğunuz o yargılamaya haklılık ve meşruiyet kazandırmaktan başka bir anlama gelmez.
Yani hem yargılamanın âdil olmadığını, dolayısıyla verilecek kararın az veya çok nasıl bir karar olacağını bilecek, hem de kendinizi savunacaksınız.
Bunu yapmak, verilecek kararın adil olacağını beklemek demek olmuyor mu? Yani bu ne, perhiz, bu ne, lâhana turşusu demek değil mi?
Ülkesindeki ırkçılığa karşı mücadelesiyle ünlü eski Güney Afrika cumhurbaşkanlarından Nelson Mandela ne yapmıştı mahkemeye çıkarıldığında?
Kendini savunmayı reddetmişti. Çünkü bunun hükümetin de, yargının da meşrulaştırılması demek olacağını biliyordu.
Ama yine de susmadı. Savunma yerine dört saatlik bir konuşma yaptı mahkemede. Konuşmasında hem siyahilerin haklarını savundu, hem de yargıyı ve hükümeti mahkûm edici suçlamalarda bulundu.
Dahası idam kararı verilse bile kararın temyize gönderilmemesi cesaretini gösterdi.
Kendini savunmamıştı ama dört saatlik konuşmasını şu sözlerle bitirmişti:
“Ben içimde her zaman tüm insanların uyum içinde yaşayacağı ve eşit fırsatlara sahip olacağı demokratik ve özgür bir toplum idealini taşıdım. Bu benim yaşamayı ve kazanmayı umduğum bir idealdir. Gerekirse bu ideal uğrunda ölmeye bile hazırım.”
Bu sözler, yaklaşık otuz yılda topluluk önünde söylediği son sözler olacaktı. Sonuçta ömür boyu hapse mahkûm edildi.
Artık cezaevindeydi ve özgürlüğüne ancak 27 yıl sonra kavuşacaktı ama ülkesindeki ırkçılık sona erecek, kendisi de cumhurbaşkanı seçilecekti.
Kim bilir, belki de halkı için verdiği mücadelenin ödülü olarak tam 95 yıl yaşadı.