Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir anneyle baba geldi yanıma. Çocuklarının çok içine kapanık olduğundan yakınıyorlar. Hiç konuşmaz, neredeyse ağzını bıçak açmazmış.
O nedenle de öğretmeni “Bu çocuğun aklının yarısı yok. Alın bu çocuğu okuldan!” diyormuş. Üstelik bunu bir gün çocuğun yanında da söyleyecek kadar ileri gitmiş.
Baba, iki gün sonra oğlu Türel’le birlikte yanıma geldi. Çocuk sekiz-on yaşlarında. Ama başı hep önde. Gerçekten de ağzını bıçak açmayacak kadar suskun. Gülümsemeyi bile unutmuş gibi. Öylesine durgun, mutsuz, neşesiz.
Babasını uğurladıktan sonra biraz sohbet etmek istedimse de Türel’le,bir türlü başarılı olamadım. Konuşmuyor. Sadece önüne bakıyor. Belki ilgi duyacağı bir konu yakalarım diye konudan konuya atlıyorum ama yine olmuyor.
Tam umudumu yitirmek üzereydim ki tarihten söz açtım.
O da neydi?
Bir anda yüzünde mutlu bir gülümseme belirdi. Gözleri pırıl pırıl parlamaya başlamıştı.
Anlaşılmıştı. Türel’in hem de tutkuyla sevdiği bir alan vardı: Tarih.
Biraz deşince başladı bana İngiltere-İrlanda savaşlarını anlatmaya. Hem de tarih ve yer adları da vererek.
Öyle de kendinden geçerek, öyle de heyecanla anlatıyor ki kendine gelmişti.
Üstelik de en sevdiği yerler müzelerdi Türel’in. Hani şu, biz büyüklerin bile gezmekten sıkıldığı müzeler.
Yine üstelik kitap okumayı da çok seviyordu. Okuduğu kitaplar da tarihî romanlardı. Başladı şunu okudum, bunu okudum diye anlatmaya.
Derken, büyüyünce ne olmak istediğini sordum.
“Tarih öğretmeni.”
Sorun anlaşılmıştı. Bunun üzerine; “Bak, Türel,” dedim. “Hiç şüphesiz öğretmenlik de çok iyi, hem de çok kutsal bir meslek ama ben senin yerinde olsam ne olurdum, biliyor musun?”
Gözleri iyicefaltaşı gibi açıldı. Ne söyleyeceğimi merakla bekliyordu.
Devam ettim:
“Tarih bilimcisi, Türel. Yani tarih profesörü. Üniversite hocası. Senin gibi tarihi bu kadar çok seven birine öğretmenlik az gelir. Çünkü anlıyorum ki sen daha da ileriye gidebilecek bir çocuksun. Eğer bunu kafaya koyarsan, seni gelecekte tarih profesörü olarak görürüz.”
Onu çok iyi anladığımı anlamıştı. Duyduğu mutluluğu görmeliydiniz.
Düğüm çözülmüş, dünyanın belki de en mutsuz çocuğu, en mutlu çocuğu olup çıkmıştı.
Başını öne eğerek gülümsemesi, gözlerindeki o son derece masum mutluluk ifadesi şu anda bile gözlerimin önünde.
İnanıyorum ki gelecek yıllarda Türel adında çok başarılı bir tarihçiçıkarsa ortaya, o bizim Türel’den başkası olmayacak.
Son söz:
Demek ki aklının yarısı olmayan Türel değilmiş. O sözü söyleyenmiş.