Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Eğer faşist rejim demek totaliterlik demekse, baskı, tahakküm, despotluk, zorbalık, ırkçılık, şiddet demekse, benzerlerini kadın-erkek ilişkisinde de görürüz. Buradan hareketle de hem tarih boyunca gelmiş geçmiş, hem de günümüz erkeklerinin hemen hepsinin de az veya çok faşist olduklarını söylersek kendimize, yani erkek cinsine haksızlık mı yapmış olmayız.
Ama gelin görün ki akıl ve zekâda eşit oldukları bilimsel olarak kanıtlanmış olmasına karşın erkek kendisini kadından üstün görür. Bunun nedeni –sadece bilek gücü üstünlüğü sayesinde de olsa- kadına hükmedebilmesidir.
Oysa sadece bu anlayış bile üstün olduğunu değil; tam tersine olamayacağını, hatta kadının üstün olduğunu kanıtlamaz mı? Zira kaba kuvvete güvenmek ve onunla sonuç almak üstünlük değil; olsa olsa küçüklük olur. Üstün olsaydı kaba kuvvet kullanmaya ihtiyaç duymaz, bu üstünlüğünü, akıl, zekâ ve bilgiyle kazanırdı.
Kaldı ki bir kimsenin kendisini başkalarından üstün görmesi aşağılık kompleksinin sonucundan başka bir şey olamaz. Bu da kendisinin, onlardan aşağıda olduğunu kanıtlamaz mı? Üstün olan buna ihtiyaç duymaz.
Bu üstün görmenin tek nedeni olabilir: Cinsiyetçilik. Bu da bir tür ırkçılıktan başka bir şey olamaz. Irkçılığın başka ırkları küçük görüp aşağılaması neyse, erkeğin de kadını küçük görüp aşağılaması odur. Nitekim eğer faşizmin yaptığı şeyler halk üzerinde baskı uygulamak, despotluk etmek, sulta kurmak, tahakküm etmek, itaate zorlamak, şiddet kullanmak gibi insanlıkdışı şeylerse, erkek de kadına aynı şeyleri yapıyor. Öyleyse bunun adı “erkek faşizmi”nden başka bir şey olamaz.
Dahası var: Faşizm ülke sınırları içinde hayata geçirilirken, erkek faşizmi –derecesi ülkeden ülkeye değişse de- küresel çaptadır. Bu da yaygınlığı açısından ideolojik faşizmi bile aratan türden bir faşizmdir.
Ve örneğin Hitler ve Mussolini faşizmi sadece yüz yıl öncesinde yaşanmışken, erkek faşizminin tarihi insanın tarihi kadar eskidir.
Tıpkı faşizmde toplumsal yapının lider ve örgütlenmiş ideolojinin dayatmasıyla şekillenişi gibi, toplumların değer yargıları da erkeğin dayatmasıyla şekillenmekte.
Yine tıpkı faşizmin reddedişi gibi, kadının eşitliğini yaygın ve kökleşmiş erkeklik anlayışı da reddetmekte.
Faşizmde bireyin hak ve özgürlükleri devlet tarafından sınırlandırılırken, kadın ve erkek söz konusu olduğunda devletin yerini erkek almakta.
Faşizmde erkeğin önceliğini esas alan unsur cinsiyetçi bakış açısıdır.Aynı şey kökleşmiş erkeklik anlayışında da geçerlidir.
Faşizmde bir ırk yüceltilir, diğerleri küçük görülür, baskılanır, aşağılanırken yaygın ve kökleşmiş erkeklik anlayışında da erkeklik yüceltilir, kadınlık küçük görülür, baskılanır, aşağılanır.
Neredeyse tüm filmlerin başrol oyuncularının, roman ve öykülerdeki başkarakterlerin hemen hepsi de erkektir. Bu orantısızlık erkeksi faşist bakış açısının bir başka dışavurumudur.
Daha düne kadar birçok ülkede boşanmadan sonra koca izin vermedikçe kadın çocuğunu göremezdi. Hem anneye, hem de çocuğuna yapılabilecek kötülükten başka bir şey olamaz bu.
Bu kadarını Hitler faşizmi bile yapmamıştı.