Reklam

MARAŞ, URFA OLAYLARI VE ÇOCUKLARIMIZ

Yayınlama: 17.04.2026
A+
A-

2000 yılı. Bir özel okulda konuşma yapıyorum. Karşımdakiler ortaokul öğrencileri.

Öğrencilerden biri parmak kaldırdı.

“Evet, yavrucuğum, seni dinliyoruz,” dedim.

Yerinden ağır ağır doğruldu, konuşmaya başladı:

“Siz bir sürü şey söylüyorsunuz ama anne babalarımız bizi böyle bir okulda okutmalarını başımıza kakıyorlar.”

Salonda öyle bir alkış koptu ki “Bravo!”, “Helâl sana!” haykırışları, ıslıklar, koltuklara vurmalar birbirini izledi. Tam bir patlama ve zincirleri kırış anları. Çünkü çocuk arkadaşlarına da tercüman olmuştu. Bir isyanın sözcülüğüydü yaptığı çıkış.

Derken, bir başka öğrenci söz aldı. “Yapılan iyilik başa kakılır mı? Biz onların çocukları değil miyiz?” diye bağırdı.

Bu kez bir başkası fırladı ayağa:

“Neymiş de bizim için çok masraf yapıyorlarmış. Yapacaklar tabii!”

Manzara çok dramatikti. Belliydi ki hepsinin de gururu kırıktı.

Hani, sağ elin verdiğini sol el bile görmeyecek, yaptığımız bir iyiliği denize atacaktık da balık bilmezse Halik bilecekti? Kaldı ki o iyilikleri çocuklarımız kadar kendimizin geleceği, yaşlılık günlerimiz için de yapıyor değil miydik aynı zamanda? Günü geldiğinde onların da bize bakacakları beklentisi ve hesabı yok muydu işin içinde?

*

Bir gün yine bir okuldaydım. Salonu dolduranlar yine ortaokul öğrencileri. Sekiz-on da öğretmen.

Konuşmamın ortalarına gelmiştim ki öğrencilerden birinin, kürsünün hemen

dibinde, yani herkesin önünde ayakta durduğunu gördüm. Yanına doğru adımladım:

“Evlâdım, sen niye ayaktasın?”

Sadece susuyor, önüne bakıyordu.

“Söyler misin bana, neden ayaktasın?”

Bir cevap vermeksizin önüne bakmaya devam ediyordu.

Derken, öğretmenlerden biri; “Sizi dinlemediği için cezaya kaldırıldı,” demesin mi!..

Hem de onca öğrencinin, öğretmenin önünde, yapılanın hata olduğunu söylemek yanlış olurdu.

“Öyle mi?” demekten başka bir şey gelmedi elimden. O çocuk da konuşmamı bitirinceye dek öylece kaldı orada.

Şimdi şöyle bir düşünür müsünüz, lütfen:

Herkesin önünde ayağa dikilen o çocuğumuzun nasıl bir duygu ve düşünce anaforu içinde kıvranmış olabileceğini tasavvur edebiliyor musunuz? Yapılanın bir gurur ve kişilik cinayeti olduğunu söylersem abartmış mı olurum?  Böyle bir şeyin hayatında iz bırakmaması mümkün mü?

Kahramanmaraş ile Şanlıurfa’da olup bitenleri bir de bu açıdan ele almanın zamanı gelmedi mi daha?

O bir yana, bakalım sorumluları bari çıkaracak mıyız ortaya. Sorumsuzlardan sorumluluk beklenmese bile.

Marka Flower Çiçekçi