Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bugün yazı atölyemde güzel bir Tekirdağ sohbeti vardı. Önce eski müze müdürümüz Mehmet Akif Işın geldi. Çaylar da gelince, konu dönüp dolaşıp yine şehrimizin geçmişine ve bugününe geldi. Bir süre sonra Zeynel İren uğradı. Ardından Kenan Oflaz katıldı sohbete. Hepimizin zihninde aynı yer vardı: Mahmut Şevket Paşa Kışlaları…
Aslında böyle sohbetlerin daha sık yapılması gerekir. Yapılmadığı için şehrimiz neredeyse unutulmuş gibidir. Sözünü ettiğimiz kışlalar, sadece bir bina olmaktan çok öte şehrimizin çok önemli tarihini, öyküsünü de anlatırlar: Balkan Savaşlarını, Gelibolu Çanakkale Savaşını ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasını…

Tekirdağ hızla büyüyor ama aynı hızla şehir hafızasını kaybetme tehlikesi yaşıyor. Bir zamanlar insanların birbirini tanıdığı, öykülerin sokaklarda dolaştığı mahallelerin yerini artık beton ve trafik telaşı almış durumda. Bu yüzden Mahmut Şevket Kışlaları sadece eski bir askeri alan tartışması, sahiplenmesi değildir.
Bu alan; Balkan Savaşlarına, Çanakkale Savaşları’na uzanan geçmişiyle,57.Alay ruhunu taşıyan hafızasıyla ve Mustafa Kemal Atatürk’ün izleriyle Tekirdağ’ın yaşayan tarihi parçalarından en önemlisidir. Anlatılanlara göre Atatürk’ün burada kahve içtiği noktada önemli bir heykel yükseliyor. Yine konuşmalar sırasında Mehmet Akif Işın’dan öğrendiğim önemli ayrıntılardan biri de, bu heykelin heykeltıraşının Taksim Cumhuriyet Anıtı ile aynı sanat çizgisini taşıdığı oldu. Yani önemli heykeltıraş Pietro Camonica’nın eseridir. Bunlar çok önemli ayrıntılardır; bir şehrin kültür derinliğinin izleridir. Bu yer de öyle…
Mehmet Akif Işın’ın yıllar önce bu alanın sit kapsamına alınması için verdiği mücadele de bugün hâla neden saygıyla, minnetle anıldığının önemini gösteriyor. Bazı insanlar görev yapar, bazı insanlar ise yaşadıkları şehirlerin can damarlarını korumak için elinden gelen her şeyi yaparlar.
Bugünlerde konuşulan satış ve özelleştirme meseleleri işte bu nedenle insanı rahatsız ediyor. İnsanlar sadece eski binaları korumak için gayret göstermiyor; şehirle olan bağlarını da korumaya çalışıyor.
Bu önemli alan bambaşka bir anlayışla değerlendirebilinir. Düşünsenize; eski kışla binalarının içinde yaşayan bir kent müzesi…57.Alay ruhunu yansıtan salonları… Çocukların tarih sanatıyla temas kuracağı kültürel atölyeler… Gençlerin sanat, edebiyat ve müzik etkinliklerinde buluşacağı alanlar… Ağaçların altında oturan yaşlı insanlar… Kitap okuyan gençler… Yürüyüş yapan aileler…
Bugün hızla büyüyen Tekirdağ’ın en büyük ihtiyaçlarından biri sadece yeni binalar değil; insanların nefes alabileceği, soluklanacağı, birbirine dokunacağı ortak alanlardır. Doğru değerlendirilirse Mahmut Şevket Paşa Kışlaları, sadece korunmuş bir tarih olmaz. Tekirdağlıların yeniden buluştuğu, geçmişiyle tekrar kavuştuğu yaşayan bir şehir kıpırtılarına dönüşebilir.
Dünyanın birçok yerinde eski askeri yapılar artık kültür merkezine, kent müzesine, sanat alanına dönüştürülüyor. Geçmişi koruyan şehirler, geleceğini de koruma altına alıyor…
Tekrar tekrar şu soruyu irdelemeden edemeyeceğim:
Bir şehri gerçekten şehir yapan şey nedir?
Sadece yeni binalar mı? Yoksa geçmişiyle kurduğu bağ mı?