Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Beden Tekirdağ’da, akıl İstanbul’da!
Tekirdağ, sahiliyle, tarihiyle, bereketli topraklarıyla, emeğiyle ve insanıyla bu ülkenin önemli kentlerinden biri…
Peki, bu kente yönetici olarak gelen bazı isimler, Tekirdağ’a gerçekten hizmet etmek için mi geliyor, yoksa takvimi doldurup günü kurtarmak için mi?
Yıllardır, Tekirdağ’da ve bazı ilçelerinde aynı manzarayla karşılaşıyoruz.
Makamlar değişiyor, isimler değişiyor ama alışkanlıklar pek değişmiyor.
Cuma akşamı İstanbul’a gidiş, pazartesi sabahı mümkünse geç de olsa Tekirdağ’a dönüş…
Aile İstanbul’da, çocuklar İstanbul’da, sosyal hayat İstanbul’da…
Peki, sorumluluğu üstlenilen kent nerede?
Tekirdağ’da!
Ama insanın aklı ister istemez şu soruyu soruyor: Beden Tekirdağ’da, akıl İstanbul’daysa bu kente kim sahip çıkacak?
Elbette herkesin bir ailesi, bir özel hayatı var.
Kimsenin ailesiyle vakit geçirmesine, özel yaşamını düzenlemesine itirazımız yok. Sorun, başka… Sorun, bir makamın sorumluluğunu üstlenirken o sorumluluğun gerektirdiği zamanı, emeği ve aidiyeti gösterip göstermemek.
Kamu görevi, yalnızca bir koltukta oturmak, bir unvan taşımak ya da ay sonunda maaş almak değildir.
Kamu görevi, gerektiğinde mesai saatinin dışına çıkmak, kentin sorunlarını yerinde görmek, insanını dinlemek ve çözüm üretmektir.
Tekirdağ; kimsenin hafta içi konaklayıp, hafta sonu terk edeceği bir otel değildir!
Bu kent, birilerinin kariyer basamağı, geçici görev adresi ya da İstanbul’a yakın bir çalışma noktası olarak görülmeyi hak etmiyor.
Peki, nerede bu yöneticiler?
Şehrin sorunları konuşulurken, önemli toplantılar yapılırken, kentin geleceğine ilişkin kararlar alınırken vatandaş yöneticilerini nerede görüyor?
Hangi soruna ne kadar kafa yorduklarını, hangi sorunun çözümü için ne yaptıklarını biliyor mu?
Bazen ortada kocaman bir makam vardır ama o makamın gerektirdiği sorumluluğun ne kadar yerine getirildiği belirsizdir.
Toplantılarda yeterince görünmeyen, kentin gündemine ilişkin düşünceleri kamuoyuna yansımayan, vatandaşla arasına mesafe koyan yöneticiler varsa burada sorulması gereken sorular vardır.
Çünkü yönetmek, yalnızca imza atmak değildir.
Yönetmek; görünmek, dinlemek, hesap vermek ve gerektiğinde sorumluluk almaktır.
Bir kentin insanı, kendi geleceği hakkında karar veren yöneticisinin ne düşündüğünü, hangi hedefi taşıdığını, hangi soruna nasıl yaklaşacağını bilmek ister.
Bu, bir lütuf değil, kamu yönetiminin doğal gereğidir.
Tekirdağ sahipsiz mi sanılıyor?
Tekirdağ’ın çözüm bekleyen çokça sorunları var.
Vatandaşın beklentileri, esnafın sıkıntıları, üreticinin sorunları, gençlerin gelecek kaygısı var.
Bu kentte yaşayan insanların hayatı pazartesi sabahı başlayıp cuma akşamı sona ermiyor.
Sorunlar, hafta sonu tatile çıkmıyor. Şehrin ihtiyaçları İstanbul yolunda beklemiyor. Vatandaşın derdi, yöneticisinin hangi şehirde uyuduğuna göre ertelenmiyor.
O hâlde kamu görevlisinin sorumluluğu da haftanın beş gününe, hatta yalnızca mesai saatlerine sığdırılamaz.
Burada kimsenin özel hayatına müdahale etmiyoruz. Kimseye ailesinden kopmasını da söylemiyoruz.
Ancak bir görevi kabul eden insan, o görevin hakkını vermekle yükümlüdür.
Eğer bir kentin yönetiminde sorumluluk üstleniyorsanız, o kentin meseleleri de sizin gündeminizin merkezinde olmalıdır.
Makamın adresi Tekirdağ olabilir; peki ya sorumluluğun adresi neresi?
Bu sorunun cevabını vatandaş bekliyor.
Bu kent geçici bir durak değildir!
Tekirdağ, gelip geçilecek bir görev yeri değildir.
İnsanların hayat kurduğu, çocuklarını büyüttüğü, ekmeğini kazandığı, geleceğini emanet ettiği bir kenttir.
Buraya gelen her yönetici şunu unutmamalıdır: Bu şehir sizin için geçici bir görev yeri olabilir ama burada yaşayan insanlar için hayatın ta kendisidir.
Siz, tayin olup gidersiniz. Siz, makamınızı devredersiniz. Siz, İstanbul’a, başka bir şehre ya da başka bir göreve geçersiniz. Ama Tekirdağlı, burada yaşamaya ve sonuçlarına katlanmaya devam eder.
İşte bu yüzden yöneticilik, gelip geçiciliğin arkasına sığınılacak bir görev değildir.
Tekirdağlı, yöneticisinden ayrıcalık istemiyor.
İşini yapmasını, kentle bağ kurmasını, sorunlara duyarlı olmasını ve kendisine hesap verebilmesini istiyor.
Bu kadarını istemek fazla mı?
Son söz…
Tekirdağ kimsenin yan gelip yatacağı bir yer değildir.
Hele hele kamu görevinin yalnızca unvanını taşıyıp sorumluluğunu ikinci plana atacağı bir kent hiç değildir.
Bu şehir, hafta sonu İstanbul’a yetişme telaşından daha fazlasını hak ediyor.
Bu şehir, mesaisini dolduran değil, sorumluluğunu yerine getiren yöneticileri hak ediyor.
Bu şehir, yalnızca resmî yazışmalarda değil, alın terinde, sahada, toplantıda ve vatandaşın hayatında var olan yöneticileri hak ediyor.
Ve artık şu sorunun açıkça sorulmasının zamanı gelmiştir:
Tekirdağ’a hizmet etmek için mi geliyorsunuz, yoksa İstanbul’a dönene kadar burada mı bulunuyorsunuz?
Bu sorunun cevabını sözler değil, yapılan işler verecek.
Çünkü makamlar geçicidir, unvanlar gelip geçer. Geriye ya hizmet kalır ya da doldurulmuş günler…
Tekirdağ, doldurulacak bir takvim değil; sorumluluk alınacak bir kenttir!