Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Yahya Kemal Kültür Merkezi’ne bulunan Namık Kemal Halk Kütüphanesi’nden söz ediyorum. Sağlam bir yürüyüş yapmak istiyorsanız, küçük yollara benzer tenha ve Çam kokan patika benzeri dar kaldırımı yürüyerek geçip, Ilgın Ağaçları ve Kayası Ağacına selam verdikten sonra kütüphaneye girmeden ilk göreceğiniz Defne Ağaçları olacaktır. Sabunsu kokularıyla, yeni çiçek açmanın taze heyecanı içinde kendi dilleriyle sesleniyorlar; kütüphaneye gelenler…

Namık Kemal Kütüphanesi adına söylenecek çok şey var. Değişimin, dönüşümün peşinde koşan bir bilgi merkezi; neredeyse 80 BİN kitabın olduğu, çocuk kitaplarından, yetişkin kitaplarına, dergilere kadar; birkaç ömrümüz olsa yetmeyeceğimiz, yetişemeyeceğimiz BİLGİ ve KÜLTÜR dünyası…
Deniz manzaralı ve girişinde defne ağaçları olan kaç kütüphane vardır? Kitap zenginliği bir yana, kadim şehrimizin denize, adalara bakan manzarasını içe çekip, öyküleri olan kitaplara, dergilere dokunmak için daha neyi bekliyoruz?
Yakın zamanda bu dönüşüme çok daha büyük yenilikleri ekleyecek olan Namık Kemal Halk Kütüphanesi, zengin salonları, kitap çeşitleriyle insanı bekliyor. Kıyamet gibi boşa zaman harcayan, hatta tüketen insanımızın kitaplardan alacakları bir kırıntı, küçük bir damla; insan yolculumuzda bir başka basamağa çıkmak gibi…
Belki orada tanıyacaksınız Haldun Taner’i, Orhan Kemal’i ve onların eserlerindeki etkinin gücüyle Bekçi Murtaza’nın düştüğü durumu, kendi durumumuz ile karşılaştırıp, Keşanlı Ali Destanı ile bir başka yolculuğa çıkacağız…
Balzac ve Kavga ile kendi onurlu mücadelemizin yeterliliği ve yetmezliği, aile dediğimiz ortamların insan geleceğindeki kusur ve fazlalıkları; hep buralardan, buralardaki zenginlik olan kitaplardan öğrenebiliriz…
Kütüphaneyi bu kadar öne çıkarıp sıklıkla yazmamın ana nedeni; çok kitap okumak; binlercesini bitirip terk etmek fikri değildir; katiyen… Kırk yıllık kütüphane yolculuğumda şunu öğrendim dersem yalan olmaz; nitelikli kitap, küçük bir bilgi damlacığı, süzülen bir dönüşüm iksiri bırakıyor geride. Az ve öz olan kitaplar, tekrar çağırıyor sizi.
Don Kişot’a,Goriot Baba’ya,Dönüşüm’e,Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu öykülerine,onların geçmişten geriye kalan,kurgu olmadıklarını,güne bağlanmak isteyen,yitik olanı,kusurlu olanı silip atmak isteyen eserler olduklarını öğretendir kitapların olduğu kütüphaneler.
Neşesizliği, neşeye, savurganlığı tutuma, avareliği, ciddiyete, körlüğü ışığa dönüştürdüğü gibi, bitmemiş olan öfkelerimizi bir güzel törpüleyip onlara gem vuran bu yerler; kıt olan güzellikleri göstermek, kayıp izlerin, medeniyetlerin kaybolmuş bedenleri yerine onların fısıltılarını duymamıza yardım ederler.
Adeta, özgürlüğü yeniden tanımlar, anlar ve kavrarsınız: Defne Ağaçlarının olduğu yerdeki deniz manzaralı kütüphanelerde. Sancılarınızın, hüzünlerinizin ve acılarınızın sadece size özgü olmadığını, susmuş, gösterişli bir yaşama sahip sandığımız nice insanın bir ağlamaya kalksa günlerce ağlayacağını da ancak böyle yerlerde; Defne Ağaçlarının hemen kıyıcığındaki deniz manzaralı kütüphanelerde anlayabilirsiniz…
Sözlerimi şöyle toparlayıp bitirmek isterim;
Namık Kemal Kütüphanesi’ne sadece DENFE ağaçlarını görmek için bile gidilir. Antik zamanlarda gelişmiş uygarlıklar Defne Ağacı için kahramanlığı, erdemi, bolluk ve bereketi getirdiğine, anımsattığına inanmışlar.
Belki de kütüphanenin hemen girişindeki Defne Ağaçları da kütüphane bereketini, kendi erdemimizi, gelişim ve dönüşümünü fısıldayacak bize, kadim zamanlardan beri ve ötelere dolaşacak, ulaşacak gizemli bilgileri de söylerlerse şaşırmamak lazım…