“Kaynağı belirsiz para girişinde rekor kırıldı”

Yayınlama: 17.01.2022 11:51
A+
A-

CHP Sözcüsü Öztrak, Merkez Bankası’nın döviz kasasındaki açığın 57 milyar dolara ulaştığını ve bunun tüm zamanların en büyük açığı olduğunu belirterek, “Kasaya fare düşse kafasını yaracak… Ne 1994 krizinde, ne 2001 krizinde, ne 2008-2009 yıllarındaki krizlerde, Merkez Bankası kasası kasa olalı, böyle bir açık görmedi” diye konuştu.

Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonunun reeskont kredilerinden gelen 2,1 milyar dolara rağmen geçtiğimiz Aralık ayında 17,7 milyar dolar gerilediğini ifade eden Öztrak, bunun 3,3 milyar dolarlık kısmının BOTAŞ’a yapılan döviz satışlarından, 7,3 milyar dolarlık kısmının da açık ihalelerle yapılan döviz satışlarından kaynaklandığını söyledi.Hesap netleştirildiğinde, Merkez Bankası’nın 9,1 milyar dolarlık bir dövizinin nereye gittiğinin belli olmadığına dikkat çeken Öztrak, “Bu 9,1 milyar dolar, Merkez Bankası’nın arka kapısından, tarihimizin en acımasız servet transferini gerçekleştirmek için satılan ve nereye, kime kaçtan satıldığı da belli olmayan rezerv miktarıdır. Daha önce ‘128 milyar dolar nerede?’ diye soruyorduk. Anlaşılan şimdi ‘128+9 milyar dolar nerede?’ diye bu soruyu güncellemek zorunda kalacağız” dedi.

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin Merkez Bankası’nı açıkça yağmaladığını kaydeden Öztrak, “Bu yağmaladığı her sentte, tüyü bitmedik yetimin hakkı var. Kasa artık 70 sente muhtaç… Teşbih falan yapmıyorum bu yalın bir gerçek” değerlendirmesinde bulundu.

Geçen yılın Ocak-Kasım döneminde, ülkeye 19,7 milyar dolar kaynağı belirsiz para girişi olduğunu belirten Öztrak, “Bu tarihimizde bir yılın ilk 11 ayda gerçekleşen en yüksek kaynağı belirsiz para girişi… Bunun esbabı mucibesi nedir? Bu paralar kimin? Uyuşturucu baronlarının mı? Suç örgütlerinin mi? Yoksa ihalelerde paylaşılan rüşvet paraları mı? Varlık Barışını bunun için mi uzatıp duruyorsunuz?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bir yanda Erdoğan Şahsım Hükümetinin, sebep olduğu ekonomik buhran, diğer yanda yine bu yönetimin ortaya çıkarttığı adaletsizlik, kuralsızlık ve kurumların çöküşü, güzelim ülkemizi nefessiz bıraktı. Erdoğan Şahsım Hükümetinin yönettiği ülkemde, çocuk olmak zor, kadın olmak zor, genç olmak zor, sanatçı olmak zor, öğrenci olmak zor, ana, baba olmak çok zor. Bu ülkede güzel olan, değerli olan, maddi ve manevi her zenginliğimizi, talan edilecek bir ganimet olarak gören, çarpık bir zihniyet iş başında…  Bu zihniyet, milletimizin gülümsemesini, umudunu, hayallerini bile çaldı. Milletimiz, “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” haline geldi.

Evlatlarımız, bu ucube rejimin çaldığı hayallerini, başka ülkelerde, başka diyarlarda gerçekleştirmek için, yollara düştü. Evlatlarına umut veremeyen bir ülke, geleceğine de umutla bakamaz. Bunu en iyi bizim milletimiz bilir. Cumhuriyetimizin mayasında gençliğe sonsuz bir güven ve onlara verilen büyük değer vardır. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet gençlerinin, “İnsanlık meziyetinin, vatan sevgisinin ve fikir özgürlüğünün en değerli simgesi” olmasını arzulamıştır. Kurduğu cumhuriyeti de, gençlere emanet etmiştir. Ama Saray yönetimi, gençlerimizi kindar nesil olarak formatlamakla uğraşırken, onları umutsuz ve çaresiz bırakmıştır. Büyük edebiyatçımız Ahmet Hamdi Tanpınar bile; “Türkiye evlatlarına, kendisinden başka bir şeyle, meşgul olma imkânını vermiyor” derken, herhalde 12-13 yaşındaki çocuklarımızı kast etmemişti. Artık bu ülkede ilkokul-ortaokul öğrencilerimiz, ders arasında oyun oynamak yerine, “Ne olacak bu ülkenin hali” “Ne olacak dolar kuru” diye dertleniyor hale geldi. Erdoğan Şahsım Yönetiminin elinde; çocuklarımız, ateş pahası olan sınava hazırlık kitaplarını alamayınca, “Ben 13 yaşında siyaset düşünüyorsam, bu ülkede hiçbir şey yok demektir” diye isyan ediyor.

“ÜNİVERSİTELER SERİ HALDE DİPLOMALI İŞSİZ ÜRETİYOR”

Gençlerimiz sınavlara girip üniversiteyi kazansa bir dert, kazanmasa başka bir dert… Analar, babalar yemiyor yediriyor. Giymiyor, giydiriyor. “Yeter ki evladım okusun” diyor. Ama hükümet, açtığı liseden bozma kasaba üniversitelerinde, yeterli eğitimi veremiyor. Ülkenin ihtiyaç duyduğu işgücünü yetiştiremiyor. Seri halde diplomalı işsiz üretiyor. Bin bir emekle okutulan evlatlarımız, iş bulamadığı için baba ocağına dönmek zorunda kalıyor. Taşı sıksa suyunu çıkaracak 5 milyon 700 bin gencimiz, ne okuyor, ne de çalışabiliyor. Anasının babasının eline bakıyor. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içerisinde, Kolombiya’dan sonra, ev genci oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye.

Ama Erdoğan’ın Adalet Bakanı çıkıyor; “Hukuk fakültesi tabelası asılması, binayı hukuk fakültesi yapmaz” diye, tabela fakültelerini millete şikâyet ediyor. Sayın Bakan, siz kimi, kime şikâyet ediyorsunuz? Bu ülkeyi yıllardır, sizi o makama atayan Erdoğan yönetiyor. İçinde bilim olmayan fakülte binaları, içinde adalet olmayan sarayları kimin eseri? Sizlerin eseri! Üniversiteye gelen gençlerin, barınma ihtiyacını karşılamayan kim? Sizsiniz.

“MİLLETİN VİCDANI SIZLADI, SİZİNKİ SIZLAMADI”

Hiç şüphesiz yurtlar, eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Gençlerimiz için yeterli yurt açmayan da sizsiniz. Gençlerimizin yurt ve barınma ihtiyacını, taşeronlara havale eden de sizsiniz. Vakıflara, cemaatlere, paralel yapılara bu işi siz ihale ettiniz. Yetmedi bir de hükümet olarak bu işlere bir de maddi destek verdiniz. Ama bu yurtları, doğru dürüst denetlemediniz. Gençlerimizi korumasız bıraktınız. Yandaşlarınıza Avroyla, Dolarla milletin milyarlarını aktardınız. Ama milyonlarca gencimizi yurtsuz bıraktınız. Sonuç: Onlarca ocağa ateş düştü. Milletin vicdanı sızladı ama sizin ki sızlamadı.

“HÜKÜMET HATALARIYLA YÜZLEŞMİYOR”

En son, 19 yaşında bir Tıp Fakültesi öğrencisi, Enes Kara… Öğrenci evinde maruz kaldığı baskılar nedeniyle, yaşama ümidini yitirdi, canına kıydı. Tüm ülkemizi üzüntüye boğdu. Biz Enes yavrumuza, Allah’tan rahmet diliyoruz. Vicdanlı kalplerin acısını, bir kez daha yürekten paylaşıyoruz. Hiç şüphesiz bir sorunu çözmenin ön koşulu, önce onunla yüzleşmektir. Bu ülkede öğrencilerimizin yurt ve barınma sorunu vardır. Erdoğan hükümetleri bu sorunu çözmeyerek görevini savsaklamıştır, görevini ihmal etmiştir. Ondan sonda da her zaman yaptığı gibi, sebebi olduğu acıların sorumluluğunu üzerinden atmaktadır, hatalarıyla da yüzleşmemektedir.

Onun yerine sözcülerinden biri çıkıyor; “Her ölüm insanı kendi ruhuyla yüzleştirmelidir. Bu büyük imtihandır. Hayatını kaybedenin acısı bizi buna götürmelidir” diyerek, millete akıl vermeye kalkıyor. Bir diğeri çıkıyor; “Burası yurt değil, öğrenci evi” diyerek, bahane üretmeye kalkıyor. Bir AK Parti milletvekili de çıkıp, “Sorumlu dış güçlerdedir” diyerek, en sevdikleri şeyi yapıyor, milletin aklıyla açıktan alay ediyorlar. Bu zihniyet, daha birkaç ay önce, yurt ve barınma sorunlarına dikkat çekmek amacıyla, eylem yapan öğrencilere terörist muamelesi yaptı.

“YURT MESELESİNİ BİZ ÇÖZERİZ”

Aziz milletimize buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Yurt meselesini biz çözeriz! Sayın Genel Başkanımız yurt meselesini, en geç iki yıl içerisinde çözme sözünü vermiştir. Ama o gün gelene kadar da gençlerimizi sahipsiz bırakmayacağımızı da açıklamıştır. Sayın Genel Başkanımız, gidecek yeri yurdu olmayan ya da olduğu yerde baskıya maruz kalan tüm evlatlarımıza, belediyelerimizin olduğu yerlerde, belediyelerimiz, olmadığı yerde, milletvekillerimizin yardımcı olacağını açıklamıştır. Bu ülkede kadın olmak da çok zor… Sosyal ve ekonomik hayatta cinsiyet uçurumu, kapanmak bir yana, bu hükümet elinde daha da açılıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Türkiye bu alanda 156 ülke arasında 133. sırada. Yani sondan 23. Rakiplerimiz, Bahreyn, Papua Yeni Gine, Bhutan gibi ülkeler. Kadınların çilesi bununla da sınırlı değil. Sadece 2021’de geçtiğimiz yılda ülkemizde 280 kadın cinayeti işlendi. 2008’den bu yana, cinayete kurban giden kadın sayısı ise 3 bin 765. Sadece son birkaç günde, bu yılın ilk günlerinde ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri ortada… Avukat Dilara Yıldız, İstanbul’da, karakoldan 10 adım ötede, onlarca kez şikâyetçi olduğu bir cani tarafından öldürüldü. Mersin’de 24 yaşındaki Raziye Oskay, yıllardır kendisini tehdit eden insan müsveddesi tarafından sokak ortasında vuruldu. Her yıl yüzlerce kadın sessiz çığlıklarla aramızdan ayrılırken, bu hükümet ülkemizi, kadına yönelik şiddeti önleme taahhüdünü içeren, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkardı. O gün söylediğimizi bugün tekrarlıyoruz: “Bu ülkede cinayete kurban giden her kadının, şiddete, tacize uğrayan her çocuğun, her gencin vebali, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin boynundadır.”

“ESNAF ZAM YAPMAYA UTANIYOR, HÜKÜMET UTANMIYOR”

Erdoğan Şahsım Yönetimi elinde, bu ülkede ana-baba olup, ev geçindirmek de her zamankinden daha zorlaşmıştır. İşte evlere faturalar gelmeye başladı. Ayda 200 kilovatsaat elektrik tüketen, dört kişilik bir ailenin elektrik faturası, bir gecede 183 liradan 309 liraya çıktı. Esnafımız isyanlarda. “7-8 bin lira elektrik faturası olur mu?” diye feryat ediyor. Esnaf sattığı mala zam yapmaya utanıyor, ama hükümet ona bu faturaları göndermeye utanmıyor. Bu esnaf nasıl ayakta kalacak? Esnaf kepenk kapatırsa, bu ülkenin orta direği nasıl ayakta duracak?

“DAHA AZ ISINIP DAHA ÇOK ÖDEYECEĞİZ”

Bu arada, BOTAŞ Genel Müdürü de, “Kademeli tarifeyle 2,5 milyar metreküp, tasarruf hedefliyoruz” diyerek müjdeyi vermiş. Açık söyleyeyim bu müjdenin Türkçe meali: “Artık daha az ısınıp, daha çok ödeyeceğizdir.” Bunun anlamı da doğal gaza aynen elektrikte olduğu gibi “kademe kademe bir zammın” yolda olduğudur. Karadeniz’de doğal gaz bulduk, “2023’te bu topraklarda, hiç kimse artık doğal gaza para ödemeyecek” diyerek, millete gaz veren AK Parti trollerini hatırlıyoruz. Bıraktık bedava gazı şimdi millete, kademe kademe doğal gaz zammı bindirmeye hazırlanıyorlar. Neye niyet, neye kısmet…

“GIDA GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE”

Bu ülkede gıda güvenliği de tehlikede… Böyle giderse millet yiyecek ekmek bulamayacak. Tanzim satış kuyruklarına girmek zorunda kalacağız. Geçtiğimiz yıl bu zamanlar, bir çuval ÜRE gübresi 93 liraydı. Şimdilerde bir çuval gübrenin fiyatı 650 lira civarında… ÜRE gübrenin fiyatı geçen yıla göre, yüzde 600 artmış. Yine geçen yıl bu zamanlar, çiftçinin traktörünün 110 litrelik mazot deposu, 735 liraya doluyordu. Şimdi 1.523 liraya doluyor. Çiftçi gübre atamıyor. Tarlasını sürmekte zorlanıyor. Geçtiğimiz gün söyledim. Çiftçi zaten kışa girerken taban gübresi atamadı. Ürün de kışa zayıf girdi. Bir de üstüne şu ÜRE gübresi de atılamazsa, durum vahim. Buradan hükümeti uyarıyorum, çiftçilerimize derhal ilave destek verin. Tekrarlıyorum. Eğer çiftçiye bu destekleri verilmezseniz, çok büyük bir gıda krizi kapımızda… Böyle Toprak Mahsulleri Ofisini ithal buğdayla doldurarak bu işlerin üstesinden gelinmez. Uyarmadı demeyin.

“MERKEZ BANKASI SARAY VESAYETİ ALTINDA”

Erdoğan’ın elinde, milli paramızın durumu da vahim… Son bir yılda Türk Lirası, dolar karşısında yüzde 45 değer kaybetti. Paramız pul oldu. Bundan 52 yıl önce, 1211 sayılı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu” Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, 14 Ocak 1970 tarihinde kabul edilmişti. Kanunun ilk halinde, Banka’nın görevleri arasında, “Hükümetle müştereken, milli paranın iç ve dış değerini korumak amaçlarıyla gereken tedbirleri almak” yazıyordu. “Banka’nın kanunla kendisine verilen yetkileri, kendi sorumluluğu altında, müstakilen kullanacağı” yine bu kanunda ayrıca belirtilmişti. 52 yıl önce “yetkilerini müstakil kullanacağı” hükme bağlanan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bugün artık tamamen Saray’ın vesayeti altında, Sarayın Emrinde.

“POLİTİKA FAİZİ, POLİTİKACI FAİZİ OLDU”

Erdoğan; “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. Kerameti kendinden menkul bu safsatayla Merkez Bankasını yönetmeye başladı. Merkez Bankasının “politika faizi”, Erdoğan’ın elinde “politikacı faizi” oldu. Enflasyon son 20 yılın zirvesine çıktı. Döviz köpürdükçe köpürdü. Vatandaşın faizi de hızla arttı. Sonuç, büyük bir fiyasko oldu. Erdoğan Eylül’den bu yana politikacı faizini beş puan indirdi. Aba bu dönemde milletin faiz yükü hızla arttı. Ticari kredilerin faizi yüzde 30’lara çıktı. Şu anda yüzde 46 ile ticari kredi veren bankalar olduğunu duyuyoruz. Eylül ayında; politikacı faizi yüzde 19’lardayken, 2 Eylül 2026 vadeli Hazine Tahvilinin faizi yüzde 17,67 idi. Ocak ayında politikacı faizi yüzde 14’e indi. Bu ay yine aynı vadedeki kâğıt için yapılan ihalede, faiz, yüzde 26,34’e sıçradı. Yani Erdoğan politikacı faizini 5 puan düşürdü. Ama Hazine’nin borçlanma faizi 9 puan arttı. Demek ki “Faizler düşe” buyurmakla, faiz düşmüyormuş. Şimdi beş yıl boyunca ödenecek bu faiz yükü, milletin sırtında kaldı. Ben buradan şunu söyleyeyim, faiz düşmedi ama artan faizler bu gidişle Erdoğan’ı düşürecek.

“MERKEZ’İN DÖVİZLERİNİ CAYIR CAYIR SATTILAR”

Erdoğan’ın Eylül’den bu yana, ekonomide sebep olduğu “kusursuz fırtına”, çok kirli bir oyunla, “20 Aralık Finansal Kumpasıyla” sonuçlandı. Bir gecede tarihimizin en acımasız, servet transferlerinden biri gerçekleştirildi. Millete “kur korumalı mevduat” anlattılar, “Cambaza bak” dediler. O sırada Merkez Bankası’nın dövizlerini, arka kapıdan cayır cayır sattılar. Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu, geçtiğimiz Aralık ayında 17 milyar 700 milyon dolar gerilemiş. Merkez Bankası geçtiğimiz Aralık’ta piyasadan, İhracat Reeskont Kredileri aracılığıyla 2,1 milyar dolar toplamış. Piyasaya da 10 milyar 600 milyon dolar döviz satmış. Bunun 3,3 milyar doları BOTAŞ’a, 7,3 milyar doları da, açık ihalelerle piyasaya satılmış. Bu alınan ve açıkça satılan dövizleri netleştirirsek, Merkez Bankası’nın geçtiğimiz Aralık ayında net 8,6 milyar döviz satmış olması gerekiyor. Ama dönüp toplamda net döviz pozisyonundaki değişime baktığımızda Aralık ayında bilinen, açıklanan 8,6 milyar dolar değil, 17,7 milyar dolar gerilediği gözüküyor. Yani nereye gittiği belli olmayan, 9,1 milyar dolarlık bir döviz var.

Bu 9,1 milyar dolar, Merkez Bankası’nın arka kapısından, tarihimizin en acımasız servet transferini gerçekleştirmek için satılan ve açıkçası nereye, kime kaçtan satıldığı da belli olmayan rezerv miktarıdır. Daha önce “128 milyar dolar nerede?” diye soruyorduk; anlaşılan şimdi “128+9 milyar dolar nerede?” diye, bu soruyu güncellemek zorunda kalacağız.” dedi. Haber Merkezi

#ilangovtr
Basın No
Marka Flower Çiçekçi