Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bilim insanları, yazarlar, şairler, filozoflar, düşlerinin peşinden giderek ulaştılar; tüm insanlığa ait olan o eserlerin yaratıcılığına…
Don Kişot, dünya klasikleri olma yolculuğu böyle düşlerin sonucu doğdu. Hamlet’de öyle, Sefiller, Savaş ve Barış, Keşanlı Ali Destanı, Bekçi Murtaza, İnce Mehmet ve daha binlerce eser de öyle… Düşlerin engin eğlenceleri içinde kim bilir hangi göz nuru, serüven merakı, evrensel hissiyat içinde yaşama davet edildiler…
Jules Verne’nin olmasaydı eğlenceli düşleri, o eşsiz eserler; Ay’a Seyahat, Seksen Günde Devriâlem, Esrarlı Ada, Dünya’nın Merkezine Seyahat doğmadan, yok oluşları bile bilinmeyen kayıp eserlere dönüşürlerdi.
Bu yüzdendir ki, eğlenceli düşlere özellikle yaratıcı, toplum ve insanlık bilinci gelişmiş insanlar, muhtaç olmaktan öte mecburdurlar…
Ülkemiz ve kadim milletimizin atasözleri ve deyimleri edebi ve kültürel yaşamlara ait, bir toplumun var oluş destanını anlatır ölçüde geniş, zengin ve anlamlıdır.
Örneğin; “ Kantarın topuzunu fazla kaçırmak” deyimini ele alır, buradan yola çıkarsak, acaba eğlenceli, zararsız düşlerin ayarı var mıdır? Tutturulamazsa, sonu yine de iyi biterse, hiç kimseye zarar gelmediyse sözüm yoktur…
Eğlenceli ve zararsız düşlerden, daha somut, çevremizde şahit olduklarımızdan da söz etmek isterim.
Bir gün, atölyeye-çalışma mekânına eski bir tanıdık geldi. Yüzü gülüyordu. Sanırım biraz da çakırkeyif bir haldeydi.”Neşen oldukça yerinde, kutlarım” dediğimde:
—Nasıl olmasın arkadaşım. Bugün filanca diş doktoruna uğradım. Dişlerimi yaptırıyorum. Diş doktoru hanımefendi çok güzel… Bana da çok yakın, samimi davrandı.
Eğlenceli, zararsız düşler içinde olan bu tanıdık sözlerini bitirir bitirmez, diş doktoru tarafından verilen kartviziti, telefon numarasını zafer kazanmış komutan edasıyla göstermez mi?
Tanıdığa göre hastası olduğu kadın diş doktoru ona çok değer vermiş. Ondan hoşlanmış. Hoşlandığını anlatmak, iletişim kurmak için de kartvizit vermiş. Neredeyse göklerde uçuyor gibiydi.
Göklerde uçuyorken insanları uyandırmak olmaz diyenlere katılmıyorum. Hani, Şekspir’in eserindeki gibi, sonu nasıl biterse bitsin, yeter ki iyi bitsin, felsefesine inansam, onunla birlikte güler, onu kutlardım. Ama derhal müdahale etme, maydanoz olma ihtiyacını duydum.
Doktoru tarafından verilen kartvizitin bütün hastalara verileceği, doktorun bunu vermekle acil bir ağrı, sızı veya başka bir şey sormak istersen sana yardımı, güvenmiş olduğunu anlatınca, bizim neşeli yüzün, yüzü düşse de ; “ Haklısın arkadaş” diyerek, zararsız, eğlenceli düşünden uyanıp, biraz sonra yaşamın içine karışmak için caddeye doğru ilerledi.
Şimdi aklıma gelen bir başka zararsız düşü anlatmak isterim. Bir zamanlar ünlü bir otobüs firmasında çalışan, muavinlik yapan bir tanıdık sevdiği kızı nasıl kaçırdığını, kaybettiğini anlattı. Aklıma gelince gülümsediğimi söylemek, bu gülümsemenin sebebinin ise bu kadar mı güzel ve zararsız düş olur, dememden kaynaklanıyor.
Bizim düş sahibi otobüs muavini bir başka düş yüzünden Tekirdağ’a gelecek olan, kendi çalıştığı otobüsün kalkma saatini kaçırmış. O da tanıdık bir başka otobüs firmasına; İstanbul, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir istikametine giden otobüse binmiş. Binmiş binmesine de orada, on koltuklarda oturan bir yolcu kadını görmüş. Kadının da ona gülümsediğini sandığı kıza âşık olmuş.
Aşkı, zararsız düşü, öyle bir eğlenceli hal almış ki, Tekirdağ’da ineceğini unutmuş. Çanakkale’de ineceğini unutmuş. Çünkü kız ona gülümsemiş ya, artık kısmetinin çıktığını düşünmüş. İzmir’e yaklaşırken, güya, yolcular arasında bir başka erkek kıza göz koymuş. Kız da o erkeği beğenmiş. Bizim düş sahibi o zaman ayılmış; “ Ben ne yaptım; Tekirdağ’da inecektim” diyerek tekrar bir başka otobüs ile belki başka zararsız düşler için yola çıkmış…
Görüyorsunuz ya, insan dünyası, eğlenceli düşlerin ucu bucağı yok… Yeter ki sonu iyi bitsin: İyi ve eğlenceli aynı zamanda zararsız düşler dileklerimle…