HAKLI OLANIN DİRENİŞİ

Yayınlama: 25.06.2018 16:03
A+
A-

Ülkemiz, ülke insanı puslu, sisli havalardan geçiyor. İzler, söylemler o kadar çelişkili ki, adaletin de kafası iyice karışmış durumda.

Bir taraftan işinden atılmış olanlar, çok az da olsa işlerine geri dönebilenler; bu kervanda ruhsal, sosyal olarak parçalanmış olanların yankıları, toplumumuza verdiği, vereceği zarar çok daha ileride anlaşılacak, bir tarafın her daim buruk, gamlı ve kırgın olmasını doğuracaktır.

KESK Kamudan ihraç edilenlerle ilgili yapmış olduğu anket çok değerli anlatımları, bütün kasvetiyle gün yüzüne, hepimizin gözleri önüne çıkartıyor olması yeterli değil. Çünkü bu puslu havanın gürültücüleri o kadar çok ses çıkartıyor ki; büyük kayba, yalnızlığa terk edilenlerin söylemleri havada, boşlukta yankılanıyor.

KESK, Kamu Emekçiler Sendikasının yapmış olduğu anket, kamudan ihraç edilen 232 kadın üyenin dramlarını anlamamız için çok önemli. Onlardan birisinin söylemi şöyle; “ Kendimi Virüslü gibi hissettim!”

Bir sabah uyanıyorsunuz; işinizden oluyorsunuz. Hiçbir tazminat almadan, hiçbir geliri olmadan yaşamaya zorlanıyor; yaşamın en ağır yüküyle yüzleşme şansı veya şanssızlığı geçiyor elinize. Önce işiniz, eviniz, arabanız, dostlarınız; yani bütün sevdikleriniz, tanıdıklarınız bir bir yok oluyor çevrenizden…

Virüslü değil de nasıl hissedeceksiniz kendinizi? Bu topraklar, buralarda yaşamış olan medeniyetler ne büyük tecrübeler verdiler; daha adil olma, adalet bulma adına. Tarihi yok saymamızın, edebiyatı, felsefeyi, insan sosyolojisini geride bırakmamızın da dramıdır bu duyarsızlıklar, yaratılan durmak bilmeyen şüpheci korkular…

Her şeyini kaybeden kadının yüzündeki hal, onun bize anlatmak istediği gerçek o kadar sağlam ve anlaşılır olduğu halde; içimizi kemiren, bitmek bilmeyen karanlık şüphelerimiz; bir gün hepimizin başına gelecek olanı görmek, anlamak gayreti içine girmemize engel oluyor.

Büyük kayıp… Ülkemiz çok önemli… En basit olaylarda bile ülke sevgisiyle test edilme durumuna düşmek; suç ile suçlunun en çok puslu havalarda yer değiştirmesini sağlaması; onca adalet binasının hep yetersiz kalışı; kocaman bir şeyin eksik olduğunu gösteriyor.

En kolay şey; yasaklamak, atmak, çıkartmak ve yok etmek… Süleymaniye için söylenen o aziz söz; “ Süleymaniye’yi yıkmak için birkaç işçi, kazma yeterli. Ya kurmak için? Bir Sina, Bir Kanuni gerekli!”

Farklılıklarımızla bir bütün olduk. Öteden beri süzülen; bizim bildiğimiz tarihlerden çok öncelerden gelen, bu toprakları, kültürleri zenginleştiren bütün medeniyetlerin hakkı var üzerimizde. Kendi atalarımızın hakkı olduğu, ülkemize ve dünyaya ödenecek bir borcumuzun bulunduğu gibi!

Nedir bu borç? Kendimize istediğimiz adaleti, diğerlerine da isteme inancı… Farklılıkları kabul etme, yasaları, bütün farklılıkların ortak çıkarlarını saracak, anlayacak derecede, en örnek olacak, olmuş bir ülke düzeyine çıkarma erdemine ulaşmaya çalışma çabalarımızın tamamı…

Tutuklu Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Agâh Suat Atay arkadaşlarına yazdığı mektupta “ Benden pişmanlık istemeyeceksiniz!” diyor. Şiirin diliyle, tutuklu kaldığı mahpushaneden sesleniyor;

“ Böylesi adil olmayan bir karanın çıkmasını beklemiyordum. Tahmin edersiniz ki mir miktar şaşkınım. Şu güzel bahar aylarında dört duvar arasında olmak, insana koymuyor değil! Fakat bu mekân bir deneyime de sahne olacak. Dolayısıyla peşinen söyleyeyim, benden pişmanlık, çaresizlik, sinik kelimeler işitemeyeceksiniz; asla!”

Ahmet Tulgar köşesinden dile getirdiği ölüm tarih; 6 Mayıs 1972;Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un az bilinen son anlarına yer veriyor. O günün Başbakanı Nihat Erim, Deniz, Hüseyin e Yusuf’un pişmanlıklarını duymak istemesi; pişman olurlarsa idamlarını engellemek adına bir şeyler yapabiliriz demesine cevap yine o üç çocuktan gelecektir.

Cevap daha o gece verilir; “ Bizler yaptıklarımızdan pişman değiliz. Yurdumuz, halkımız için doğru gördüğümüzü yaptık.”

İdamı, yani infazı kendileri yapma kararı almışlardı. Deniz Gezmiş, altında bulunan tabureyi tekmeler; tabure düşer, ama boyu uzun olduğu için ayakları masaya dayanır. Savcı yardımcı cellâdı çağırır ve masayı çek, emrini verir.

Tam da bu yüzden; haksızlığın hiçbir ölümü, ölüsü; bir türlü öldürülemiyor. Nesilden nesle bir yolunu bulup birilerinin karşısına dikiliyor…

Hepimize lazım olan en yüce şey; ADALET… Tarafsız, gözleri bağlı değil, tam tersine gözleri açık bir adalet…

#ilangovtr
Basın No
Marka Flower Çiçekçi