KÖR DÖVÜŞÜ: HAKLI OLMADAN HAK ARAMANIN ZİFİRİ HALİ

  KÖR DÖVÜŞÜ: HAKLI OLMADAN HAK ARAMANIN ZİFİRİ HALİ
Yayınlama: 24.10.2025
Düzenleme: 24.10.2025 16:06
1
A+
A-

 

 

 

Bir şehirde iki sahneye şahitlik yaptım. Her ikisi de yaklaşık aynı günde birbirinden en fazla bir saat aralıkta yaşandı.

İkisi de Çanakkale’de, ikisi de bir kadına yönelmiş, ikisi de aynı tondan; öfke, saldırgan bir dil ve cehalet-önyargı karışımı bir sesle adeta dövüşüyorlardı.

 

İkisi de bir gerçeği tekrar hatırlattı: Biz, bazen hak ararken, hak denen şeyi kendimiz ayaklar altına alıyoruz! Bu nasıl bir hak arama ki, hakkı yok ediyoruz?

 

Birinci sahne otogarda…

Tuvalet kapısında altmış yaşlarında bir adam, oranın görevlisi bir kadına bağırıyor. Bağırmak da değil, adeta saldırıyor.

“Siz zaten böylesiniz! Bir de iktidara gelseniz kim bilir ne yapacaksınız!” Bu sözü bir değil, beş değil, belki on beş kez saldırgan ve öfke dolu bir dille haykırdı. Sanki karşısındaki kadın değil, bütün bir siyasi partiydi. Sanki temizlik sorunu veya tuvalet ücreti değil, ülkenin kaderini tartışıyordu.

Kadın iki büklüm vaziyette. Biraz daha yakından bakınca kolundan engeli vardı. Adamın öfkesinde ise bilgi yok, ölçü yok, sadece önyargı var. Hakkı savunduğunu sanıyor ama haklılığı kendi sesiyle boğuyor.

 

Sonra Truva Antik Şehri’ne gitmek için taksiye bindim. Şoför, sakin ve aydın bir Çanakkaleli. Ona olanı biteni anlattım. Acı bir tebessümle “Otogarı belediye işletmiyor ki,” dedi.”Asma köprüyü yapan şirketin elinde. Kadıncağız bu işe daha bir ay önce girdi. Bilmez ki hiçbirini… Ben olsaydım müdahale ederdim.”

 

Bir kez daha anladım ki: Bilgi ile öfke arasındaki fark, insanın vicdanında saklı. Birinin sesi yüksek, ötekinin ise derin…

 

İkinci sahne ise Truva Antik Şehri girişinde…

Yirmi dakika boyunca bir başka bağırış yaşandı. Bu kez bağıran bir öğretmendi; yanında öğretmen arkadaşları ve öğrencileriyle gelmiş, ama sesi eğitimden değil tahammülsüzlükten besleniyordu.

İçerideki-gişede duran kadın neye uğradığını bile anlayamamıştı. Okul idaresinde yardımcı görevinde bulunan öğretmene; “ Bu durum veya sorun benden kaynaklanmıyor!” dedikçe eğitimci adam, sanki gözleriyle birlikte zihnini de yummuşçasına saldırgan, emredici bir sesle haykırıyordu.

 

Bir ara gişede bulunan genç kadın ile göz göze geldik. Genç kadının dudaklarından şu cümle döküldü: “ İğreniyorum, tiksiniyorum artık!”

Bu cümle bir kadının değil, sanki bütün bir toplumun çığlığı, haykırışı gibiydi…

 

İki olay, iki mekân, iki ayrı kişi…

Ama aynı kök: Kör dövüşü…

Bilmeden, sormadan, anlamadan saldırmak! Her şeyi siyasi bir kimliğe, bir önyargıya, bir etiketin altına sıkıştırmak…

 

Oysa hak aramanın da bir asaleti vardır. Soru sormak, anlamak, muhatabına insan gibi yaklaşmak…

Bunlar bir toplumun kültür testisidir. Biz bu testiyi her gün kırıyor, karalıyoruz. Her kırılan testiden, biraz daha güven, biraz daha merhamet akıp gidiyor.

 

Çanakkale’nin taşları, denizi, tarihi susuyor belki ama insanın sesi bazen tarihten bile gür çıkıyor. Keşke o ses, bilgiyle, vicdanla yoğrulmuş bir ses olsa… Keşke öfkenin değil, yüksek ve derin kültürlerin dokunuşları etrafa yayılsa…

Çünkü her kör dövüşünün sonunda kazanan yoktur;

 

Yalnız biraz daha kararmış bir insanlık kalır geriye.

 

 

Marka Flower Çiçekçi