Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
23 Nisan çocuklara sunulmuş sadece bir armağan olamaz. Aynı zamanda bir emanettir o.
Nereden vardık bu sonuca?
Evet, o büyük insanın emanet ettiğine dair bir sözü yoktur. Ama Cumhuriyeti gençliğe emanet ettiğine dair de bir sözü yoktur. Bunu sadece “Ey Türk gençliği!” diye başlayan gençliğe hitabından anlıyoruz.
23 Nisan’ın bayram ilân edilmesinin tarihi1921. O yıl çıkarılan yasanın ilgili maddesinde şöyle deniyordu:
“Büyük Millet Meclisi’nin ilk yevm-küşadı (açılış günü) olan 23 Nisan günü millî bayramdır.”
Görüldüğü gibi sadece millî bayram olmasından söz edilmekte. Henüz çocuklarla ilgili bir şey yok.
Nitekim o yıllarda “Hakimiyet-i Milliye Bayramı”, “İstiklal Günü”, “Meclis Bayramı”, “Rozet Bayramı” gibi farklı adlarla kutlanmıştı. 1926 yılında bile henüz çocuk bayramı olarak değil; Çocuk Günü olarak kutlanıyordu.
Demek ki Meclis’in açılışı ancak o yıldan sonra Çocuk Günü olmuş ama -tekrar ediyorum- Atatürk’ün o günü çocuklara emanet veya armağan ettiğine dair bir ifadesi olmamıştır.
İşte bu noktadan hareketle; 23 Nisan 1920’nin Çocuk Günü ilân edilmiş olmasından, o günün çocuklara emanet edilmiş olduğu anlamını çıkarmakta bir hata olmasa gerektir. Bu da Meclisin, yani ulusal iradenin, dolayısıyla hedeflenen demokratik rejimin çocuklara emanet edilmiş olmasından başka bir anlama gelemez.
Atatürk’ün çocuklara verdiği olağan ötesi değer ve gösterdiği güvenini de dikkate alacak olursak, bunun başka bir açıklamasının olamayacağı sonucuna varırız.
Kaldı ki Cumhuriyeti gençliğe emanet ederken, milletin temsilcileri demek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, yani müstakbel demokrasiyi kimseye emanet etmemiş olamaz.
Bütün bunlar çocuğa bakışta tam bir devrimdir. Zihniyet değişimiyle ilgili olduğu için de devrimlerin en zor olanıdır.
Çocuğa değer vermenin ve güvenmenin geleceğe değer vermekve güvenmek olduğunun bilinciyle hareket etmiş olmasından başka bir açıklaması olamaz bunun.
Hem de neye rağmen?
Hem de “Söz gümüşse, sükût altındır” diyerek çocuklara konuşma yerine susmayı öğütleyen… “Ağır ol da molla desinler” diyecek kadar göründükleri gibi olmamayı, oldukları gibi görünmemeyi telkin eden… “Eski köye yeni âdet getirme” diyecek kadar yeniliğe, icada, yaratıcılığa düşman olan…“Ağaç yaşken doğrulur” demek dururken “Ağaç yaşken eğilir” diyerek çocukların bilinçaltlarına eğilme mesajları gönderen… “Dayak cennetten çıkmadır,” “Kızını dövmeyen dizini döver,” “Anne babanın vurduğu yerden gül biter” diyebilecek kadar da şiddeti kutsayan bir toplumsal kültüre rağmen…
Çocuğa da tam bir devrimci bakıştır bu. Bu devrimci bakışın sahibidir ki ilk Meclis ile temelleri atılan demokratik rejimi kimseye emanet etmemiş olamaz. Onlar da çocuklardır.