Reklam

ATATÜRK VE DİN – 1

Yayınlama: 06.08.2025
A+
A-

Gündemde Boğulmadan

Atatürk’ü din karşıtıymış gibi gösterenler var. Oysa dine değil; din yutturulan şeylere karşıydı.​

Din​; insanı iyiye, güzele, doğruya sevk etmek için Allah’ın peygamberleri aracılığı ile bildirdiği ilâhî kurallar bütünü ve her şeyden önce de güzel ahlâk demek olduğu için böyle olmayanları hiçbir zaman sevmedi.

Çünkü onları sevmek; takiyeyi, riyakârlığı, düzenbazlığı, ikiyüzlülüğü, istismarı, kindarlığı sevmek demekti. Allah’ı bile aldatmaya kalkmayı, paranın tapılacak kadar sevilmesini sevmek demekti. Haksızlığı, adaletsizliği, kul hakkı yemeyi sevmek demekti.

Yeşil dolarlar uğruna her kılığa girmeyi, dar-ül harp gerekçesiyle her soygunu, yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti, haksızlığı, kötülüğü meşru ve mubah görmeyi sevmek demekti. Çocuk taciz ve tecavüzcülüğünü, kadın düşmanlığını, bizi küllerimizin arasından yeniden var eden İstiklâl Savaşımıza karşı savaş açmayı, ihaneti, işbirlikçiliğini sevmek demekti. “Keşke Yunan galip gelseydi” diyebilecek kadar vatanlarına ihanet edecekleri daha o günden onaylamak, desteklemek demekti.

​Kaldı ki kutsal inançları sömüren, paraya tahvil eden, ticarete döken, o nedenle de insanı inanmaktan soğutan, uzaklaştıran şey din olamazdı. Olsa olsa din istismarı, dolayısıyla dine yapılan kötülük olurdu.

Riyakârlığa, ticarete, yobazlığa, gericiliğe, ikiyüzlülüğe dayalı inanç; dinden kaynaklanan inanç olamazdı.

Dindar bilinmek için dindar gözükmek dindarlık olamazdı. Sahte dindarlık, dindarlık olamazdı. Saf ve masum olmayan, Allah rızasına dayanmayan, şeytanla iş birliğine dayanan inanç, kaynağını dinden alan inanç olamazdı. Afyon yerine kullanılan, damarlara zerk edilen şey din olamazdı.​ Halk kitlelerini uyuşturmak, sözlerinden dışarı çıkmalarını önlemek amacıyla afyon olarak kullanılan şey din olamazdı.

​Kur’an-ı Kerim’i o nedenle Türkçeye tercüme ettirdi ki din doğru anlaşılsın, doğru öğrenilsin.​Bunu yaptırdı ki Allah’ın ne deyip demediği, ne isteyip istemediği doğru anlaşılsın da maskeler düşsün, sahtekârlıklar, din cambazlıkları, sömürüler, istismarlar son bulsun.Bulsun ki gerçek İslâm, saf İslâm, duru İslâm nedir, ne değildir, bilinsin. Bilinsin ki din dedikleri​ şeyin​, Hacı Bektaşi Velilerin, Yunus Emrelerin, Bahaeddin Veledlerin, Mevlânaların, Feridüddin Attarların, İbnü’l Arabilerin, Şems-i Tebrizilerin, Baba İshakların, Ahmet Yesevîlerin diniyle, Anadolu Aydınlanmasındaki din anlayışıyla uzaktan-yakından ilgisi olmadığı ortaya çıksın.

​O büyük insan, Platon’un dediği gibi; “Batıl inanışın, zayıf kafaların dini” olduğunu bilmeyecek biri değildi elbette. Yine Einstein’ın dediği gibi; “Evrenin Yaratıcısına olan inancın, bilimsel araştırmanın en güçlü ve en soylu itici gücü” olduğunu bilmeyecek biri de değildi.

​Aksi halde Kur’an-ıKerim’in tefsirini​ hem de Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır gibi bir büyük din bilgininden istemezdi. Dokuz ciltlik tefsirin yazılması yoluyla dinin herkes tarafından doğru bilinmesini sağlamaya çalışmazdı.​ ​

Mehmet Akif gibi dini bütün bir şair tarafından kaleme alınan, Hakk’a tapmaktan, imandan, şehit olmaktan, ezandan, secde etmekten söz eden o dizeleri İstiklal Marşı olarak kabul etmezdi.

(Devamı Cuma’ya)

Marka Flower Çiçekçi