Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
27 Eylül 2026 Pazar günü Süleymanpaşa’da, Yeni Parti İlçe Başkanlığı ön seçimi gerçekleştirildi. Sandığa giden 2.074 üyeden Kemal Kasırga 1.676 oy, Fikri Pınar 395 oy aldı; 3 oy da geçersiz sayıldı.
Gayet sakin ve olgun bir havada geçen bu organizasyonu başarıyla yöneten kurucu ilçe yönetimine teşekkür ediyor, ön seçimin kazananı Kemal Kasırga’yı kutluyorum.
İlçemizde seçime iki adayın girmiş olması demokrasi adına övünülecek bir tablodur. Nitekim kulağımıza gelen bilgilere göre İstanbul’daki pek çok ilçede seçimler tek adayla yapılmış. Adayların çoğu, %5 imza şartını yerine getiremediği için yarışa dahi katılamamış.
Doğrusu %5 imza barajı Fikri Pınar ve ekibini de epey zorladı; seçimden önceki koca bir hafta imza aramakla geçti. Adaylık için belli bir oranda imza toplanması elbette mantıklı ve olması gereken bir kural. Örneğin Almanya’da belediye meclisi üyesi olmak isteyen biri, mahallesinden 200 imza toplamak zorunda. Ancak bu şart, ön seçim yönergesinin 20 Ağustos’ta yayımlanan ilk duyurusunda yer alsaydı süreç herkes için çok daha kolay yönetilebilirdi. Şartın bize ancak 17 Eylül’de ulaşan revize yönergeyle bildirilmesi nedeniyle, imza toplamak için çok az günümüz oldu. En azından bu seçime mahsus olmak üzere oran %1 olarak uygulanabilirdi.
NEDEN KEMAL KASIRGA?
Fikri Pınar’ın ekibinde yer aldığım bu süreçte oldukça ilginç gözlemler yapma fırsatım oldu.
Fikri Pınar, 31 Ağustos’ta adaylığını açıkladı. Yerel basına röportajlar verdi, projelerini anlattı; Özgür Özel’in mitinginde el ilanları dağıtıldı, sosyal medyada mesajlar yayınlandı. Kemal Kasırga ise bunların hiçbirini yapmadı, veya biz görmedik. Buna rağmen ismi ve belediye başkanlarının onu desteklediği, kulaktan kulağa yayıldı ve sandıktan açık arayla birinci çıktı.
Demek ki uyguladığımız klasik propaganda yöntemlerini gözden geçirmemiz gerekiyor.
Bu durum beni Tüketici Nörobilimi ve Nörosiyaset gibi kaynakları incelemeye yöneltti. Siyaset bilimi ile sinirbilimi buluşturan nörosiyaset, seçmenin karar anında beyninin nasıl çalıştığını inceler.
Araştırmalara göre oy verme davranışının %80’den fazlası duygusal ve bilinçaltı süreçlerle şekillenir.
Geleneksel siyaset kuramları seçmenin rasyonel kararlar verdiğini varsayar. Oysa nörobilim gösteriyor ki kararlar önce beynin duygu merkezi olan amigdalada alınır; mantık merkezi olan serebral korteks ise yalnızca bu duygusal karara kılıf uydurmak için çalışır. Yani önce hisseder, sonra hissettiklerimize mantıklı gerekçeler üretiriz.
Bu noktada öne çıkan birkaç temel mekanizma var:
Güvenli Liman Eğilimi: Belirsiz ortamlarda insan beyni risk almaktan kaçınır. Bu durum seçmeni mevcut düzeni korumaya, “güvenli liman” olarak gördüğü güçlü lidere ya da statükoya sığınmaya yöneltir.
Kabile Psikolojisi: İnsan beyni evrimsel olarak bir gruba ait olma ve “bizden olanı” koruma dürtüsüyle çalışır. Siyasi partiler de modern kabilelerdir. Seçmen desteklediği adayı kimliğinin bir parçası kıldığı için, onun hatalarını görmezden gelirken karşı tarafın olumlu adımlarını dahi tehdit olarak algılayabilir.
Zihinsel Kısayollar: Seçmenler sayfalarca parti programı okumak yerine beyin enerjisini tasarruflu kullanır. Bir liderin duruşu, gülüşü, ses tonu veya samimiyeti; zihinde o liderin “güvenilir” olup olmadığına dair anlık duygusal kararlar üretmeye yeter.
SİYASETTE TANINMAK
Ülkemizde siyasette tanınmak ve bir yerlere gelebilmek için ne yazık ki hâlâ bir yakına ya da güçlü bir referansa ihtiyaç duyuluyor. Yalnızca üye tabanına ve bireysel yeteneklere dayanarak yükselmek son derece güç.
Nitekim Fikri Pınar’ın adaylık sürecinde de bunu yaşadık. Yeterli imzayı toplayıp seçime girene kadar partideki pek çok kişi “Bu adam da nereden çıktı, bir varlık gösteremez” havasındaydı. Demokrasilerde her üyenin en doğal hakkı olan adaylık, bizde nedense yalnızca belirli kişilere bahşedilmiş bir imtiyaz gibi görülüyor. Bu bakışın temelinde, demokrasinin içselleştirilememiş olması ve köklü bir “kulluk psikolojisi” yatıyor.
Ayrıca mevcut sistemimizde siyasete hevesli bir bireyin alt basamaklardan başlayıp kendini kanıtlayabileceği kurumsal mekanizmalar yok. Örneğin kampanyalarda genç gönüllülerin, stajyerlerin çalıştırılması ve bu gençlerin geleceğin kadroları olarak yetiştirilmesi pek tercih edilmiyor. Ya da seçimle gelinen bir mahalle sorumluluğu, siyasi kariyerin ilk resmi basamağı olarak kurgulanmıyor.
Biz bunu yıkmak ve “Yetenekli gençlerin önünü açacağız”,”Liyakat kazanacak” gibi sloganlarımızı gerçekleştirmek için, 4800 üyeye “İlçe yönetiminde söz sahibi olmak, çarşaf listede yer almak isterseniz bizi arayın” şeklinde kısa mesaj gönderdik. Verdiğimiz telefon numarasını arayan sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. Bu da şaşırtıcı bir durum. Halkın siyasete güvenini kaybetmiş olması, o nedenle ilgisiz olması anlaşılabilir, ama bir Yeni Parti üyesinin bu ilgisizliğini anlamak zor. Onlara sunduğumuz bu fırsatı görmediler, anlamadılar veya “gerçek olamayacak kadar iyi bir teklif” olduğunu düşündüler, kafalarının üstündeki cam tavanı kaldırdığımıza inanamadılar, zıplamaktansa kaderlerine razı olmayı kabul ettiler. Belki de yönetimde yer almanın önemini, çarşaf listenin ne olduğunu,partinin nasıl işlediğini bilmiyorlar. Etkili eğitim programlarının geliştirilmesi şart.
Böyle sorunların bulunduğu bir ortamda; Fikri Pınar’ın ön seçimde aldığı %19’luk oy, tüm bu zorluklara rağmen önemli bir başarı olarak görülmelidir.
Kaynaklar:
K.Orhan Erdemir. Tüketici Nörobilimi. Alfa Yayın. İstanbul. 2026
Nil Çokluk. Nörosiyaset. Tuti Kitap. İstanbul. 2022