Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin 2020-2025 yılları arasındaki veriler incelenerek hazırladığı “Mağdur ve Suça Sürüklenen Çocuklara Yönelik CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) Görevlendirmeleri Analizi” raporu açıklandı.
Mağdur çocuklar için yapılan avukat görevlendirmeleri incelendiğinde, en yüksek görevlendirme sayısının çocuğun cinsel istismarıyla ilgili olduğu tespit edilmiş.
Adalet Bakanlığının genel verilerine göre de Türkiye’de bir yılda 20 bin civarında çocuk istismarı davası açılıyormuş.
Dilim varmıyor söylemeye ama söylemek zorundayım: Sadece “İstismar” dediklerine bakmayın siz, bunların birçoğu “tecavüz”. “İstismar” dedikçe sorunu basitleştirmiş oluyoruz ama kimin umurunda?
Oysa 19 Şubat 2018 tarihinde, Cumhurbaşkanının talimatıyla altı bakandan oluşan bir komisyon kurulmuştu. Komisyon, çocuk taciz ve tecavüzleriyle ilgil araştırma yapacak, rapor hazırlayacak, hükümet de o raporun ışığında hazırlayacağı yasa tasarısını TBMM’ne sunacaktı.
O günden bugüne yaklaşık sekiz yıl geçti. Değil tasarının hazırlanması; araştırma bile yapılmış değil. Dahası muhalefet milletvekillerinden “Getirin şu yasa teklifinizi de çıkaralım yasayı” diyen de çıkmadı. Konuyu Meclis gündemine dahi taşıyan olmadı.
TBMM’de bir ara Çocuk İstismarını Araştırma Komisyonu kuruldu ama bugüne kadar herhangi bir araştırmasına tanık olmadık.
İçinde pek çok yasanın bulunduğu torba yasalar bile bir gecede çıkarılırken, çocuk istismar ve tecavüzleriyle ilgili hiçbir yeni yasa çıkarılmadı.
Daha önceki bir yazımda da söylemiştim. Yine inanarak söylüyorum: Eğer bu ülke işgal altında olsaydı, işgal güçleri bile bu denli ilgisiz, nemelâzımcı, vurdum duymaz davranmazdı çocukların başına gelenler karşısında.
Demek ki işgal güçleri kadar dahi olamıyoruz.
Bu ülkede kadının adı yok da sanki çocuğun var mı? İkitadarın da, muhalefetin de bu konuda kıpırdanma bile göstermemelerinin açıklamasını yapmak kolay değil.
Acaba diyorum, çocukların oy kullanma hakkının olmaması sebep olabilir mi? Ama onların da oy kullannabilecek ana babaları var. Desenize onlar da akıllarına gelmiyor.
2018 yılının 1 Ekim’iydi. TBMM’nin Dikmen Kapısı önüne giderek milletvekillerini göreve davet eden bir bildiri dağıtacağım.
Tişörtlerimden birine ağzı elle kapatılmış bir çocuk resmi bastırttım. Altına da “İmdat!” demesine bile fırsat verilmediğini ifade etmek için “İm…!” diye yazdırdım.
Tuttum Ankara’nın yolunu. Vardım Meclis’in önüne.
Sonuç mu?
Boşa kürek sallamış olmaktan başka ne olabilir ki?
Korkarız bu gidişle tarihler, çocukları kendimizden bile koruyamadığımızı yazacaklar.