Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Onlar ki hem hayatımızın en ciddi varlıklarıdırlar, hem de en ciddiye almadıklarımız… Düşünmeye, tartışmaya değil; düşünmemeye, tartışmamaya teşvik ettiklerimiz… Arabamızdan, bahçemizden, evimizden, magazinden, dizilerden, futboldan, sosyal medyadan, dedikodu yapmaktan daha az zaman ayırdıklarımız…
İnsandan başka bir canlıymış gibi algıladığımızdan olsa gerek, “insan hakları” dendiğinde aklımıza gelmeyenlerdir. Kendimizi eğitmeden eğitme derdine düştüklerimiz… Sırf bizi rahat bıraksınlar diye ellerine telefon verdiklerimiz… İyi yetişmeleri hâlinde dünyayı bile değiştirebileceklerini bildiğimizden olsa gerek; yenilikçi, inatçı, devrimci ruhlarından korktuklarımız… Geleceklerini düşünelim derken bugünlerini ihmal ettiklerimiz.
En büyük mutlulukları anlatmak ve dinlenilmek olmasına rağmen inatla dinlemediklerimiz… İkna etmek dururken dayattıklarımız… Üzerlerinden komşularla, arkadaşlarla, hısım-akrabayla yarıştıklarımız…
Özgürlüğü olmayan beyin için düşünce açıklaması; kendisini tutsak edene veya edenlere hizmet etmekten başka bir anlama gelmeyeceğinden olsa gerek, özgür düşünme hakkı tanımadıklarımızdır.
Kendimizde bulunmadığını hatırlattıklarından olsa gerek, masumiyetlerinden rahatsız olduklarımız… Michael Jackson “Ben çocukların yüzünde Tanrıyı görüyorum” derken, bizim hemen hiç görmediklerimiz…
Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de korkutulanın korkutanı sevmeyeceğini, ona saygı duymayacağını, bunda da haksız olamayacağını bile bile yine de korkutarak yetiştirmeye çalışırız onları. Buna rağmen büyüklük gösterirler de, az veya çok sevip sayarlar bizleri.
Bunları söylüyorum ama gelin görün ki ben de ancak ellili yaşlarda farkına vardım bu hazin, bu utanılası, bu trajik gerçeklerin.
Farkına varmaktan muradım?
Çocukların dünyasına, yani zekâlarına, akıllarına, bilgi ve mantıklarına, yeteneklerine, hayâllerine, umutlarına, meraklarına, tercihlerine, heyecanlarına, yaratıcılıklarına, kişiliklerine, onurlarına, gururlarına, duygularına, dünyalarına nüfuz etmek, vakıf olmak.
Bana göre onların hepsi de bilinmeyi, anlaşılmayı, takdir edilmeyi bekleyen birer akıl, zekâ, bilgi, mantık anıtlarıdır. Ve de yetenek, hayâl, yaratıcılık, merak, duygu, heyecan, onur, gurur anıtları.
Bugüne kadar 200 bine yakın çocukla buluştum ve onları yakından tanımaktan çok büyük bir gurur ve mutluluk duydum. Fakat bu niteliklerini yaşları ilerledikçe kaybettiklerini, kaybettirdiğimizi de gördüm.Hem ana-babaların kurbanı olduklarını, hem de okul-öğretmen işbirliğiyle şu adına eğitim sistemi denilen un-ufak edici öğütücünün.
Sonuç?
Her gün, her saat, her lâhza milyonlarca cinayet… Can katli değil ama ruh, zekâ, yetenek, hayâl, akıl, merak, mantık, kişilik, özgüven, yaratıcılık, onur, gurur cinayetleri…
Bunlar cinayete kurban gidince geriye ne kalır?
MANTIK JİMNASTİĞİ
(Düşünmeyi Sevenler İçin)
“ABD ile Japonya’yı geride bırakarak dünyada en çok patent üreten birinci ülke Çin oldu.”
Mantıksızlık nerede?
(Cevap Çarşamba günkü yazımızda)
Geçen yazımızdaki cümle şöyleydi:
“Yeni ürünler ülke dışına ihraç edilmekte.”
Mantıksızlık nerede?
Cevap: Ülke içine ihraç edilecek değil herhâlde.