Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
KUMBAĞ,1980’Lİ YILLARI ÖZLÜYOR
Günü güneşli görüp Kumbağ’a süzüldüm. Neresinden baksanız elinizde kalacak mimari-inşaat yapısıyla turizmi kalbinden hançerlediğimiz, kıymet bilinse en gözde yerlerimizden birisi olup, şehrimizin canına can katacak olan palmiyeler diyarına gittim.
Belediye Başkanları gösterişli sunumlar, sloganlarla bir işe kalktığında her zaman çekinir, korkarım. Çünkü yapılacak iyi, değerli hizmetin ne slogana, gösterişli tanıtıma ihtiyacı yoktur. Halkımızın gönlünü kazanmayı bir becersek; zorlanmadan, politik çıkarları en aza indirerek; görün bakalım reklâm nasıl oluyormuş!
Geçen yıl Kumbağ’a palmiyeler ekildi. Onlarca Palmiye sıralandı tuzun, dalgaların ve poyrazın sıklıkla dövdüğü sahil şeridine. Düşünce olarak çok güzel ama bu işe ciddi katkı; OLUR veren Dentroloji-Ağaç bilimi uzmanının fikri alındı mı diye çok merak ediyorum!
Daha o zaman yörede yaşayan ve ziraatla uğraşan Kumbağ sakinlerinden bazıları beni görünce; “ Bu palmiyeler burada, tuzlu suyun içinde olmaz oğlum; verilen paralara yazık!” demişlerdi. Dikkate almayıp, peşin hükme gerek yok diye baktım…
Geçen dönemin Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat’ın da bir uygulaması hakkında birkaç kez yazı yazmıştık. Belli ağaçlara renkli renki ahşaptan yapılma kuş yuvaları astırmıştı Ekrem Başkan. Gülmüş, gülümsemiş, paraların boşuna gideceği üzerine yazılar yazmıştık. Günlerce, aylarca bekledi durdu Tekirdağ insanı; kuşlar ahşap ve renkli evlerine ne zaman girecek diye!
Tekirdağ kuşlarında mı bir sorun vardı, yoksa bu kuş yuvalarını ağaçlara asanlarda mı bilinmez; ama hiçbir yapma yuvayı, hiçbir kuş kabul etmedi. Ve birer birer yere düştüler ve bazıları alındı gitti…
Belediyemizin Kumbağ için düşündüğü çalışmaların verimli olanını ellerimiz acıyana kadar alkışlamak, coşku duyup teşekkür etmek en büyük borcumuzdur. Ya yapılan yanlışlar, eksikler, halkın zararına olan uygulamalar, hizmetler olunca ne yapacağız; köşemizde yazmaktan başka?
Kumbağ turizmi için en önemli iki şey var; denizi ve ormanları. Denizinin büyük bölümü sitelerle kuşatılmış durumda. Kuşatmayı neredeyse denizin içerisine kadar yapmışlar. Açıkta kalan yerlere de taş bariyerler koymuşlar! Niçin mi? Kumbağ insanı, turizmi onların kendilerine ait sandıkları kumdan, denizden faydalanmasınlar diye…
Kumbağ’ın palmiyeden önce gerçek sorunu budur; kuşatılmış kıyı şeridi; İŞGAL edenlerin kısır düşünceli ellerinden kurtarmak…
Turizm veya yaşanacak yerlerin olmazsa olması dinlence yerleridir. Ormanlarıdır… Koruluklarıdır… Kumbağ bu yönden de bir cennete sahip. Değerlendiriliyor mu? Bakımsızlıktan, yeterince hizmet getiremeyişi nedeniyle neredeyse hiçbir değerlendirme çalışması göremedik bugüne kadar…
Karşımızda duran Marmara Adası, Erdek ve Gönen’den hiç mi örnek alınmaz? Pırıl pırıl koruluklar, parklar ve bahçeler. Sadece turizm için değil, burada yaşayan insanlarımız; bizim şehrimiz için…
Yine Ekrem Başkan zamanında eski taş depo onarıldı, Kumbağ’ın, şehrimizin kültürel yaşamı için hizmete sunuldu. Hemen kıyının dibinde çok güzel, gösterişli ve zarif bir mekân! Ne Ekrem Başkan zamanında kıymeti bilindi; ne de şimdi…
Gelelim, tutarlarsa Kumbağ için çok güzel bir uygulama, görüntü oluşturulacak Palmiye ağaçlarına; şimdiden kuruyanlar, sararanlar ve boynu bükükler var. Bazılarını kurtarma çabası adına büyük saksılara taşımışlar. Bazıları da ya taşınacak zamanı ya da kuruyacak zamanı bekliyorlar…
Kumbağ’a neşe, bereket, zenginlik ve TURİZM gelecekse; ormanı, parkları, bahçeleri, dinlence alanları istikrarlı bir bakım, gözetim içerisinde olmak zorundadır. Kaçınılmaz bir hizmet olan bu hizmetlerin zorluğunu bir türlü anlayamadım gitti… Şehir sevgisi, insanımızın gönlünü kazanmak; tam da buralardan başlarsa anlam kazanır…
Denize kadar sarkmış sitelerin, taş bariyerlerinin korkunç ve zalim baskısı ortadan kalmadıkça, Kumbağ’ın viran ve plansız yapıları temizlenip, ormanı ve deniziyle birlikte tam kapasiteli kullanılmadığı sürece; Kumbağ’a hiçbir zaman hak ettiği hizmeti yapmış olmayacağız…
Kumbağ’a sağlam, gayretli ve samimi atılacak eller; on iki ay iç turizm hareketi demek. Zenginlik, şenlik demek! İstanbul’un dibinde, para harcamaya yer arayan belki de bir milyon maceracı İstanbul insanının % 1’ni dahi çeksek; on iki ay yaşanan ekonomik, kültürel ve sosyal şenliği bir düşünün…