Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Muhalefet kabul etmeli; Türkiye’de muhalefet sorunu var. Öyle olmasaydı bugünkü iktidar özellikle son üç-dört yıldaki ekonomik krizlere rağmen hâlâ ayakta duruyor olamazdı. Dahası, örneğin eğer bugün muhalefet partilerinden birinin başında Süleyman Demirel veya Bülent Ecevit olsaydı, mevcut iktidar büyük olasılıkla çoktan, belki de en azından 10-15 yıl önceden tarihe karışmış olurdu.
Ancak buna rağmen ne görüyoruz?
Hem muhalefetin bu durumuna, hem de iktidar yanlısı medya organlarının 15 yıldır devam eden ve korkunçdiyebileceğimiz beyin yıkama operasyonlarına rağmen halkın yarısı direnmeye devam etti, iktidar partilerine yönelmedi.
Hem de hastanelerde, havaalanlarında, hapishanelerde, özetle bütün kamu alanlarında sadece besleme basının kanalları devrede olmasına rağmen. Bir kimseye kırk defa deli desen, deli olurmuşsözünün geçerliliğini kanıtlayan propagandanın gücüne rağmen.
Bütün bunlara rağmen eğer muhalefet bloğu bugün yüzde 60 civarında ise bu bizim halkın çok yüksek bir sağduyu ve feraset sahibi olduğunun sonucudur.
Şimdi geliyorum, asıl söylemek istediğime.
Muhalefet partilerinin ve hatta bağımsız medya organlarınınkoro hâlinde yaptıkları temel bir hata var.
Nedir o?
Örneğin seçim veya kamuoyu yoklamalarının sonuçlarını değerlendiriyorlar. Bunu yaparken, Cumhur İttifakını oluşturan partilerinin yüzde şu kadar oyu var dedikten sonra başlıyorlar muhalefet partilerinin oy yüzdelerini tek tek sıralamaya. Amaçları muhalefetin daha güçlü olduğunu anlatmak ama farkında değiller ki tam tersine yapmış olmaktalar.
Benzer bir hatayı Yasaklı Türkiye günlerinde Süleyman Demirel de yapıyordu. Yüzde 35’le iktidara gelen Anavatan Partisi’ni kastederek“Yüzde 35’le iktidarda kalamazsınız” diyordu.
Kendisine yardımcı olduğum o günlerdezaman zaman raporlar ve öneriler de sunuyordum. Onlardan biri de şu olmuştu:
“Öyle demek yerine ‘Milletin yüzde 65’i sizi istemiyor’ demek daha etkili olmaz mı?”
Nitekim o günden sonra böyle demeye başlamıştı.
Şimdi de aynı öneriyi muhalefet partilerine yapıyorum: Boş verin şu partinin oy yüzdesi şu kadar, bu partininki şu kadar demeyi. Kamuoyu yoklamalarını da kanıt göstererek “Halkın yüzde 60’ı sizi istemiyor” deyin.
Böyle demek hem iktidarı daha güçsüz gösterir, hem muhalefeti daha güçlü, hem de onu bir blok hâline getirmiş olur.
Gelelim milletvekillerine…
Allah’ınızı severseniz Meclis’te ne iş yapıyorlar? Meclisin ne hükmü kaldı ki orada bol bol konuşarak peynir gemisini yürütmeye çalışıyorlar. Kalksınlar sıcak koltuklarından ve dağılsınlar Anadolu’ya, adımlasınlar her karış toprağını.
Ya hemen her şehir ve ilçede bulunan şu billboardlar, altgeçitler, üstgeçitler ne güne duruyor? Belediyelerin ezici çoğunluğu da ellerinde bulunduğuna göre oralar afişlerle donatılamaz mı? Meydanlarda ve sokaklarda yapılan konuşmalardan sonra her yurttaşın eline hem de bol fotoğraf içeren iki sayfalık gazete verilemez mi? Onlar da ceplerine koyup evlerine, kahvehanelere taşısalar fena mı olur?
Ve son not: Bir de Abdullah Öcalan’dan söz ederken bazılarının “Apo” diye söz etmesi yok mu, işte bu gaflet ve dalaletin ta kendisidir!
Zira “Apo” sözcüğü ancak sevilen Abdullahlar için kullanılır. Yani bir sempati ifadesidir.
Bakalım, ne zaman farkına varacaklar.