Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Victor Hugo’nun, Notre Dame’ın Kamburu romanının başkahramanı Notre-Dame Kilisesinin kambur zangocu Quasimoda’dur. Sadece kamburluğuyla değil; çirkinliğiyle de ünlenmiştir ama hem bedeninin, hem de çehresinin aksine kalbi çok güzeldir.Çok özverili, yürekli, duygulu, romantik, iyiliksever…
Quasimoda, dünyalar güzeli çingene kızı Esmeralda’ya âşık olur. Öylesine de sever ki onu, uğrunda hem de hiç çekinmeden canını vermeye hazırdır.
Kambur ve biçimsiz Quasimoda, tam bir kitap kurdudur aynı zamanda. Kilisenin kütüphanesindeki kitapların pek çoğunu okumuş, hatta hacimli bir kitap bile yazmaya başlamış, bunları kimseye de söyleme, belli etme gereği duymamıştır. Halkın, çevresindekilerin, hatta kilisenin rahibi ClaudeFrollo’nun bile haberi yoktur.
İşte bu Quasimodaile çocuklar arasında önemli bir benzerlik bulurum her zaman. O da şu:
Bizler de çocuklarımızın ne olduğundan, ne olmadığından, nasıl kimseler olduğundan, kaç kıratta çocuklar olduğundan habersiziz. Tıpkı halkın sadece görünüşe bakarak Quasimoda’yı bir şeye benzetemediği gibi bizler de yaşlarına bakarak çocuklarımızı bir şeye benzetemeyiz.
Oysa çirkinliği dışında gerçekten de her biri birer Quasimoda’dır onların.
Buradan bir başka yere gelmek istiyorum:
Stefan Zweig, Mürebbiye adlı hikâyesinin bir yerinde; biri 11, diğeri 13 yaşında iki kızkardeşin, çok sevdikleri mürebbiyelerinin işine kendilerine sorulmadan, fikirleri alınmadan son verilmesi üzerine şöyle der:
“Artık her şeyi biliyorlar. Kendilerine yalan söylendiğini, bütün insanların kötü olabileceğini ve alçaklık edebileceğini biliyorlar. Ana babalarını da sevmiyorlar artık, onlara da inanmıyorlar. Kimseye güvenmemek gerektiğinin farkındalar. Şu korkunç yaşamın tüm yükünü çelimsiz omuzlarında hissediyorlar. Çocukluklarının o neşeli rahatlığından bir uçuruma düşercesine çıkıverdiler. (…) Hiç kimsenin, anne babalarının bile onlarla konuşmaya cesareti yok. Herkese öylesine kötü bakıyorlar. (…) Suskunlukları, nüfuz edilemeyen o mutlak suskunlukları, bağırmadan, ağlamadan çektikleri gizli acı onları herkese karşı yabancı ve tehlikeli bir hâle getiriyor. Kimse yanlarına yaklaşamıyor. Ruhlarına ulaşan geçit belki de uzun yıllar boyunca kapalı kalacak. Onlar artık birer düşmandır. Çevrelerindeki herkes bunu hissediyor. Hem de affetmesi olmayan düşmanlar. Çünkü dünden beri birer çocuk değiller artık.”
Bu kadarı bile, yani mürebbiyenin işine bu şekilde son verilmesi bile çocuklar üzerinde bu kadar etkili olabiliyorsa bizlerin yaptıkları ne gibi sonuçlar veriyor acaba?