Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Özellikle Yenidoğan Çetesinin alçaklıkları ve bu alçaklıklar aylarca devam etmiş olmasına rağmen yetkili makamların uyumuş olması ve PKK’nın TUSAŞ baskınında da görülmüş olan güvenlik zafiyetiyle birlikte gerek devlete ve gerekse milletin kendine olan inanç ve güvenin biraz daha sarsıldığı gözleniyor. Öyle ki “Biz böyle mi olacaktık?” “Bugünleri de mi görecektik!” “Yok mu bunlara dur diyecek birileri?” gibi sızlanışların arttığı görülüyor.
Bir devlet ve millet için bundan daha vahim bir gelişme düşünülemez. Zira bu durum sadece bugünlerimizi değil; geleceğimizi de tehdit etmekte.
Olup bitenler üzerinde elbette bir takım dış mihrakların rolü de var ama bu asla bir mazeret olamaz. Değilse “Sen de önlemine ona göre alsaydın,” derler adama.
İşin o yanı ayrı bir konu. Biz gelelim tekrar şu ulusal özgüvenimizdeki tereddütlere.
Şunları bilmemizde, biliyorsak bile hatırlamamızda fayda var:
Bir defa PKK demek sadece bir örgüt demek değildir. Aynı zamanda ABD, AB ülkelerinin bazıları ve İsrail demektir. Bu sorunun kırk yıldır ortadan kaldırılamamış olmasının temel sebebi budur. Yani bir bakıma yedi düvele karşı verilen bir mücadeledir. Buna rağmen başarılı olamamışlar, yani Türkiye’yi parçalama hedeflerine ulaşamamışlardır. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) işlemeye devam etmektedir ama kırk yılda ulaşamamışlarsa bundan sonra da ulaşamayacaklar demektir ve bu kendimizi kandırmak değildir.
Nitekim İstiklâl Savaşı da yedi düvele karşı verilmiş ve zaferle sonuçlandırılmıştır.
1096’da başlayıp 1270’de son bulan, dolayısıyla iki yüzyıla yakın bir süre devam eden Haçlı Seferlerinin bir tanesinde dahi başarılı olamamışlardır. Hem de hepsinde terazinin bir kefesinde sadece Türkler, diğerinde ise Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Papalık ve daha pek çok irili-ufaklı devletler, özetle Avrupa’nın tamamı olmasına rağmen. Almanları hariç tutarsak tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi.
Tarihte bir Batı Aydınlanması vardır ama Anadolu Aydınlanması da vardır. Üstelik de Batı Aydınlanması sadece aklı aydınlatırken, bizim aydınlanmamız akılla birlikte gönlün ve vicdanın da aydınlanması olarak çıkmıştır tarih sahnesine.Dolayısıyla daha hümanisttir. Üstelik de Anadolu aydınlanması Batı aydınlanmasından 500 yıl daha öncedir.
Nitekim Immanuel Kant, Batı aydınlanmasını; “aklı kullanma sanatı” olarak tanımlarken, “vicdanı kullanmasanatı”ndan söz etmemiştir.
Devam edelim:
İnsan hakları kavramı Batının eseridir ama kul haklarını içermez. Bizdeki kul hakları ise insan haflarını da içerir.
Batı, kalkınmışlığını sömürgeci olmaya borçludur ama bizim tarihimizde böyle bir şey yoktur.
Batı başarıya, yeteneğe, ihtirasa, kariyere öncelik verir ama Türkler iyiliğe, şefkate, merhamete, vicdana, gönül ve muhabbete öncelik vermiştir. İlk sıradakiler yıkıcı da olabilir ama ikinciler her zaman yapıcıdırlar.
Batı tüketmek içinüretir ama Türklerde asıl olanpaylaşmaktır.İlki bencillik, ikincisi yardımlaşma demektir.
Bugün bazı moral değerlerimizden uzaklaşmış olmamız kimseyi endişeye sevketmemeli. Genlerimizde duruyor onlar.
Bitmedi:
Batı, ortalama 150 yıl yönetimi altında tuttuğu Kuzey Afrika ülkelerindeki resmi dillerin hepsini kendi dili hâline getirirken Türkler ortalama 450 yıl yönetimlerinde tuttukları aynı ülkelerin bir tekinin dahi resmî diline dokunmamıştır. Üstelik onlar da Müslüman olmalarına, yani işimiz daha kolay olmasına rağmen bu uygarlığı sergilemişizdir.
Osmanlı Türkleri hiçbir zaman kurdukları devlete “imparatorluk” dememişlerdir. Batıda kurulan büyük devletlerin hepsi de imparatorluktur. O da empire demektir. “Emperyalizm” de oradan gelir.
Bilge Kağan’ı, Alparslan’ı, Alaaddin Keykubat’ı, Fatih Sultan Mehmet’i, Kanunî Sultan Süleyman’ı ve nihayet Mustafa Kemal Atatürk’ü bu millet çıkarmadı mı? Görünürde benzerlerinin olmaması bir daha çıkarmayacak anlamına gelmez.Elbette çıkaracaktır bir gün. Kim bilir, belki de çok az kaldı.
(Daha fazlası içinHangi Batı Hangi Uygarlık altbaşlıklı Türkler Meydan Okuyor adlı kitabımıza başvurulabilir.)