Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’nin klimalı, konforlu konferans salonunda 11. Türkiye Bağcılık ve Teknolojileri Sempozyumu başlamış.
Kürsüye çıkan yetkililer, büyük bir ciddiyetle fiyakalı cümleler kuruyor: “Akıllı tarım”, “iklim krizi”, “uluslararası işbirlikleri”…
Arkasından gelsin plaketler, gitsin tebrikler. Tam bir tiyatro, tam bir dostlar alışverişte görsün şovu!
Salondaki o kibirli ve steril havayı izlerken insan sormadan edemiyor: Beyler, siz hangi şehrin sempozyumunu yapıyorsunuz?
Çünkü sizin o süslü sunumlar yaptığınız Tekirdağ’da, son 10 yılda tam 5 bin dönüm bağ arazisi yok oldu!
Bu şehrin bağ varlığının yüzde 12’si göz göre göre haritadan silindi.
“Türkiye’nin en büyük, en köklü Bağcılık Araştırma Enstitüsü, bu şehirde bulunuyor.” diye övünmeyi biliyorsunuz; ama o enstitünün yanı başındaki çiftçi, feryat ederken kafanızı kuma gömüyorsunuz.
Sizin salonda tartıştığınız “küresel stratejiler” Şarköy’ün, Süleymanpaşa’nın köylerindeki gerçeğin altında eziliyor.
Çiftçinin lügatında sizin o “akıllı tarım” dediğiniz şeyin karşılığı tek bir kelime: İflas!
Gerçeği duymak istemeyen kulaklarınıza ben fısıldayayım: Tekirdağ’da üzüm para etmiyor!
Mazotu, gübreyi, ilaçlamayı, işçiliği dövizle, zamla satıyorsunuz; ama sıra üreticinin alın terine gelince üç kuruşu reva görüyorsunuz.
Bu kentin can damarı, en büyük alıcısı olan Tekirdağ Rakı ve Şarap Fabrikası, bu topraklardan sökülüp taşınırken kafanızı çevirdiniz.
Üreticiyi üç beş tane tekelci şarap firmasının insafına, onların belirlediği komik fiyatlara mahkum ettiniz.
Şimdi o çiftçi ne yapsın?
Sizin salondaki akademik lakırdılarınızla karnını mı doyursun?
Adam mecburen canı gibi baktığı bağını baltayla söküyor.
Getirisi üç kuruş da olsa devletin destek verdiği zeytine dönüyor.
Ya da toprağını lanet ederek sahil şeridindeki beton lobisine, yazlıkçılara satıp şehirden kaçıyor.
Bizim yerel yöneticilerimiz ve bürokrasimiz ise işin sadece şovunda.
Yılda bir iki kere bağ bozumu festivali yapıp, kameraların karşısında iki salkım üzüm kesip, davul zurna eşliğinde kadehler kaldırarak gün kurtarıyorlar.
Sizin yaptığınız bağcılık değil; can çekişen bir sektörün üzerinde tepinip eğlenmektir! “Adet yerini bulsun” diye sempozyumculuk oynamaktır.
Eğer o parıltılı salonlarda aldığınız kararlar, ödendiğini iddia ettiğiniz fonlar Şarköy’deki Ahmet Dayı’nın cebine girmiyorsa, o takdim ettiğiniz plaketlerin önemi var mı?
Tarım laboratuvarda, fildişi kulelerde sürmez; tarlada, bağda sürer.
Tekirdağ bağcılığı ölüyor…
Siz ise cenaze evinde düğün dernek kurmuş, festivallerle, vizyon konuşmalarıyla tribüne oynuyorsunuz.
Bu kafayla giderseniz, birkaç yıl sonra o kürsülerde akıllı tarım uygulayacak bir karış bağ, sempozyumunu yapacak bir tek yerli üretici bile bulamayacaksınız.
Çiftçi, sizden vizyoner nutuklar ya da festival eğlencesi istemiyor; emeğinin, alın terinin, ürününün hakkını istiyor!
Gerçeklerden kaçmayı bırakın da bağdaki yangını söndürün!