Reklam

TÜRKİYE ÇOCUK MEZBAHANESİ Mİ?

Yayınlama: 15.11.2024
A+
A-

 

Sadece 2013-2023 yılları arasında 671 (yazıyla: altıyüzyetmişbir) çocuk işçi çalışırken hayatını kaybediyor. Yaralananlar, birkaç uzvunu birden kaybedenler oluyor. 2 milyona yakın çocuk, yoksulluk nedeniyle okuyamaz hâle düşüyor. 8, 9 yaşındaki çocuklar şantiyelerde, sanayide, inşaatlarda çalıştırılıyor.

Hastanelerdeki yeni doğmuş bebekler, hem de tedavi etmekle görevli sağlık personeli tarafından, en azından sekiz yıldır bile-isteye ölüme gönderiliyor ama ihbarlara rağmen kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Adalet Bakanlığı’nın geçtiğimiz Nisan ayında yayınladığı Adalet İstatistikleri 2023 Raporuna göre çocukların cinsel istismarıyla ilgili 40 bin 713 yeni dosya açılıyor. 2015-2023 yılları arasında aynı suçla ilgili olarak açılan dosya sayısı yüzde 94 artıyor. Dosya sayısının 2015 yılında 100 olarak kabul edildiği raporda, 2023 yılındaki artış oranının sekiz yılda yüzde 194 artış gösterdiği saptanıyor.

2023 yılı Cumhurbaşkanlığı yıllık raporunda yer alan verilere göre ise sokakta zorla çalıştırıldığı ve dilencilik yaptırıldığı için mobil ekiplerce müdahale edilen çocuk sayısı 50 bin 293.

Demek ki Türkiye hem bunların, hem de hurda toplamaya gittiği için 5 çocuğu boğularak ölen annelerin, çocuğu şantiyelerdeki suntaların arasında kalıp ölenlerin, sanayide elektrik akımına kapılanların, inşaatlarda üzerine beton blok düşenlerin ülkesi olmuş durumda.

Şimdi sıkı durun: Bu son derece trajik ve inanılması gerçekten çok güç tabloya rağmen 2025 yılı bütçesinden çocukların korunması programı için ayrılan para sadece 1000 (yazıyla: bin) lira. 

Oysa çocukların yeri evdir, okuldur, oyundur, çocuk parklarıdır. Biz ne yapmış oluyoruz? Onları ölüme göndermekten başka ne yapmış oluyoruz?

Uzun lâfın kısası çocuklarımız sahipsiz. Çocuklarımızı kendi ellerimizle heba ediyoruz. Çocuklarımızı ölümü gönderiyoruz.

            Bu çocuklar “gâvur çocukları” olsa bu kadarı reva görülmezdi.

Haksız mıyım? Ama ortalık lâfa sıra gelince mangalda kül bırakmayanlarla dolu.

            Uyumaya, ilgisizliğe, nutuk atmaya, vicdansızlığa devam!      

 

 

ÖRNEK İNSAN: PROF. BASRİ ERDEM

 

Geçtiğimiz Çarşambagünü gazetemizde okumuş olabilirsiniz. Lüleburgaz’ın Akçaköy köyünde doğan Prof. Dr. Basri Erdem, emekli olduktan sonra köyündeki dedesinden kalma evi restore ettirerek bir kültür ve sanat galerisine dönüştürüyor.

Resim çalışmaları da olanProf. Erdem, hem bazı objeler, heykelcikler ve ev eşyalarıyla birlikte kendi eserlerini, hem de koleksiyonunda bulunan bazı yabancı sanatçıların eserlerini sergiliyor.

İstanbul’da yaşayan Prof. Erdem,hem de bu işleriikâmet etmekte olduğu İstanbul’dan gidip gelerek yapıyor:

“Kültürevini ‘köyde sanat’ konseptiyle hizmete açtım. Dedemin evi geçmiş ile gelecek arasında bir köprü olabilsin diye bu kararı verdim,” diyen Erdem şöyle devam ediyor:

“Doğduğumuz topraklara vefa borcumuz var. Onu ödemeye çalışıyoruz. Ayrıca geçmişi olmayanların geleceği de olmaz.”

Çok tanışmak istediğim Prof.Erdem’i kutluyor, hepimize örnek olmasını diliyorum.

 

 

Marka Flower Çiçekçi