Reklam

YENİ YIL VE UMUT

Yayınlama: 01.01.2025
A+
A-

Geçtiğimiz Pazar günü Cumhuriyet gazetesinde Mine Kırıkkanat yazdı.

Kısaca özetlemek gerekirse:

Ermeni yurttaşlarımızdan Dr. Peştemalcıyan eşi ve kızıyla birlikte 1930’da İstanbul’dan Almanya’ya göçmüş,Berlin’e yerleşmişlerdir.

Bir halı-kilim mağazası açarlar. Dr. Peştemalcıyan bir süre sonra mağazayı oğlu Aram’a devreder.

Buraya kadar her şey yolunda gitmektedir.

Ancak İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve aile için zor günler başlar. O zor günleri bir şekilde atlatırlar ama 1945 yılı gelmiş, Almanlar mağlûp olmuş ve Sovyetler’in Kızıl Ordusu Berlin’i işgal etmiştir.

Artık Berlin’in her sokağında Kızıl Ordu askerleri dolaşmaktadır. Yağma ve talanla birlikte Batılı müttefik askerlerinin de katıldığı kızlara ve kadınlara tecavüzler de başlar.

Bu arada Kızıl Ordu Komutanlığı bir emir yayınlar: Evlerin, işyerlerinin tüm kapıları işgal askerlerine açılacaktır.

Peştemalcıyan ailesinin yapacağı bir şey yoktur. Bir bölümünü ev olarak da kullandıkları halı mağazasının kapılarını açmak zorunda kalırlar.

Birkaç gün sonra iki Rus askeri mağazaya dalar. Aram Peştemalcıyanile eşi ve kızı bir köşede çaresiz hâldedirler.

Askerlerden biri aileye yaklaşır ve elini genç kıza doğru uzatır. Niyeti kötüdür. Bunu gören baba dayanamaz ve askeri bileğinden yakalar.

Bunu gören asker silahını çektiği gibi Aram’ın şakağına dayar. Tam o anda Aram’ın dudaklarından “Şimdi b.k’u yedik!” sözcükleri dökülür.

Bunu duyan Kızıl Ordu askeri çok şaşırır. Hatta şok yaşar. Ne diyeceğini bilemez. Şaşkınlıkla Türkçe “Ne dedin, ne dedin?” diye sorar.Aram da şaşırmıştır ama tekrarlamak zorundadır: “Şemdi b.k’u yedik, dedim.”

Asker,hem debüyük bir sevinçle Aram’ınboynuna sarılır. Bunu gören Peştemalcıyan ailesişaşkınlıktan ne yapacağını bilemezken asker sevinçle bağırır:

            “Mizgardaşız. Men seningardaşınam!” 

Meğer askerler Sovyet ordusundaki Kırgız askerlerdenmiş.

Birlikte çaylar içilir, sohbet edilir. Dahası Kırgızlar mağazayı Rusların talanından korumak için gönüllü bekçilik yapmaya bile başlarlar.

***

Ya Dostoyevski’nin yazgı çizgisi?

Birkaç devrimci arkadaşıyla birlikte iktidardakilere karşı komplo düzenlemekten ölüme mahkûm edilmiştir. Kurşuna dizilecektir. Sehpa hazırdır. Askerler elde silâh, “Ateş!” emrini beklemektedirler. O emrin duyulması an meselesidir.

Ama o emir gelmez. Zira koşarak yetişen ulak, çarın af emrini getirmiş, cezaları Sibirya’da sürgüne dönüştürülmüştür.

Sicimleri çözülür, bağlandıkları direkten uzaklaştırılırlar.

Şunu söylemeye çalışıyorum: Demek ki son nefes verilmedikçe umut hep vardır. Tıpkı Atatürk’ün dediği gibi; “Umutsuz koşullar yoktur. Umutsuz insanlar vardır.”

Eğer umudunuzu kaybederseniz olmadığından değil; olmadığına inanmanızdandır.

Aynı hakikat sadece kendimiz için değil; Türkiye için de geçerli.

Umutların arttığı bir yıl diliyorum.

Marka Flower Çiçekçi