RAMAZAN AYI BOYUNCA DİLENCİLER CİRİT ATTI

Yayınlama: 05.05.2022 14:15
A+
A-

Şehrimizin yerli ve birçok insanımız için zararsız dilencileri bir yana belli zamanlarda insanlarımızın manevi duygularının daha da öne çıktığı aylarda yabancı dilencilerin çekim noktası oluyoruz.

İşin garibi gelen turist sayımız bir türlü artmazken, ne hazindir ki bu şehrin dilencilerle arası pekiyi…

Ahmet Haşim’in Almanya seyahati, Alman dilencileri yakından tanıma, inceleme şansı verip bu şans Türk Edebiyatı Ahmet Haşim sayesinde kazandırılmıştır. Yazarımızı en çok etkileyen şey neydi acaba? Almanya’nın dilencilerinin farkı şudur; hemen hemen hepsinin ellerinde bir çalgı aleti, aynı zamanda üsteleri başları Ahmet Haşim’in de ifade ettiği gibi;

“ Onları, çarşıda, caddede görsen tam manasıyla ‘BEYEFENDİ, HANIMEFENDİ’ dersiniz; o kadar şıklar.”

Kısacası, Almanya’nın dilencileri hünerlerini, sanatın, müziğin yardımıyla sergileyerek günlük harçlıklarını çıkartıp; mutlu-mesut geçinip gidiyorlarmış…

Ya bizimkiler? Acınma ve korkuya dayalı şaşmaz bir kazanım mantığı, felsefesi içerisinde her türlü duygumuzu neredeyse “Ezerek, bükerek” adeta ruhumuzu bile top ateşine tutmuyorlar mı?

İşin garibi, bütün toplumlarda dilenen insanlar; dilenciler var. Bütün mesele kargaları bile inceleyen takip eden bilim insanları, bilim dünyaları-enstitüleri varken, dilenci kültürünün edebiyata ne âlemde?

Çocukluğumdan beri en çok merak ettiğim konulardan birisi budur; dilenciliğin edebiyatımızda ki yeri nerededir? Bu kadar önemli bir mesele, gönüllük ve korku maneviyatı içinde kim bilir kaç bin yıldan bu yana uzanan bir kültürden söz ediyoruz. Sosyoloji bilimi açısından yok saymamız, aynı zamanda kendimizi de yok sayma anlamına gelmiyor mu?

Bilirsiniz ki edebiyatı, tiyatro sanatını besleyen enerji, bilgi, görgü ve kültür; farklı olanlardan-olaylardan gelir. Birbirinin aynısı gibi görünen büyük topluluklardan farklı, özel ve gizemli olan nedir derseniz; dilencilik kültürü derim…

Ramazan ayı boyunca şehrimize gelen dilencilerin bu seferki farkı, güçlü kuvvetli erkekler topluluğundan oluşmalarıydı. Hepsinin boynunda bir kart, bu işi resmiyet içine sokmuş görüntüsü vermelerine neden oluyordu. Sanırsınız ki bir kurum adına dileniyorlar…

Hepsinin elinde hafif kullanışlı bir baston ve sağlam duruşları, besili bedenlerine ters bir şey; bir ayakları sakat görüntüsü içerisinde yan basıyorlar, dilenme sahaları içinde. Yan basan ayakkabılarının altına baktığınızda ise ayakkabının tam manasıyla düz olarak kullanıldığını da görmeniz mümkün…

Özgüvenleri yerinde olan güçlü kuvvetli yabancı dilencilerimizin olasılık hesabı tam manasıyla matematik ve sosyoloji biliminden de beslendiklerini gösteriyordu. Sakat görünen ayak, ses tonunda acınası bir yalvarış; telaşsız, sıradan ve korkularla yaşayan insanımızı hemen tedirgin ediyor. Dört kişiden birisi muhakkak dilenen yabancı dilenciye cebindeki paraya göre bir şeyler veriyor.

Beş altı yıl önce 7 numaralı halk otobüsünde Olimpik Havuza giderken arkamda oturan kadın dilenci ile onun idarecisi, organizatörü olan şık giyimli erkeğin konuşması olduğu gibi aklımda. Yanlarında küçük, ama oldukça engelli bir çocuk, Yeni Sanayi Camiinde indiler. İnmeden önceki konuşma, tam bir dilence kültürü aktarımı, sunumu gibiydi. Şık giyimli erkek, belli ki şehrimizi ve diğer şehirleri, orada ne kadar para toplayacağını adı gibi biliyordu.

  “ Bak şimdi, bu camide en azından 200 TL toplarsın. Buradan Kocaeli, oradan Bursa’ya ve oradan da Balıkesir, İzmir’e geçeriz. Bu sefer kafanı iyi kullan, kazandıklarının yarısını kendine ayır.”

  Böyle akıl veriyordu dilenecek kadına şık giyimli dilenci organizatörü. Filanca yerde 250,diğerinde 300 TL kazanabileceğini yıllar önce dile getiriyor ve bu işin ne kadar kazançlı olduğunun da ipuçlarını, izlerini şans eseri bana hediye ettiler.

Ahmet Haşim Almanya’nın dilencilerinin hünerlerinden söz ediyor. Sanatın müzik yönünü onların şıklığını anlatıyordu epey etkilenmiş olarak.

Bizimkilerin tiyatroculuk kabiliyetini yok sayamayız. Tam manasıyla muhteşem roller içinde, eninde sonunda onları alkışlayacak ve onlara destek olacak seyirciyi buluyorlar. Belki binlerce yılın deneyimi, dededen, babadan, anneden aktarılan bir kültürün ta kendisini; bizler halen tam olarak bilmiyoruz. Birkaç kuruş verip oradan uzaklaşmaktan başka derdimiz yok.

Bu yüzden kütüphanelerimiz dopdolu olmadığı gibi dünyayı sarsacak, seyirci rekorları kıracak tiyatrolara imza atamıyoruz. Hiçbir şeyden utanmadan, korkmadan; bilimi ve sanatı önce ve yardımcı alarak üzerine gitmeliyiz. Göreceksiniz ki dilenci kültürümüzün epey eğlenceli yönleri serilecek önümüze.”Şu şehirde nasıl da büyük hâsılat yaptık; nasıl da rolümüzü çok iyi oynayıp zanaat ve sanatımızı icra ettik.” diye gülümseyen dilencilerin becerilerine ellerim acıyana kadar alkışlar yapıyorum…

Marka Flower Çiçekçi