Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Kimin sözü, hangi özün imbikten süzülen felsefesidir bilemeyeceğim! Bu söze ben mi tutundum, yoksa söz mü bana yapıştı onun için de bir şey diyemem. Düşünce içindeki amatör arayış böyle bir şey… Garip bir sarılış içinde sözcükler saltanatı sürmenin, galaksimizin sayısız yıldızları kadar çokluğun derinliğinde kaybolur insan…
Bir yandan astronomi kapılarını, sınırlarını açmaya çalışırken, diğer taraftan astroloji, mitler ve insan nöronlarının üretme-düşünce çığlıkları… Sanırsınız bir icat yapıldı da onun sevinci yaşanır…
Zaman denen şey, çağları serdikçe önümüze, uygarlıkların yapıp ettiklerinden sonra yeraltı ırmaklarına çekilen sular gibi çekilmelerini seyrettikçe insan; saf gerçeğe mi, yoksa düşlere mi tutunacağı arasında kararsız ve takatsiz kalır…
Tanpınar içindeki boşluğu, insan ve insanlığın talihini ifade ederken;
“ Varlık üzerine düşündükçe ağırlaşır. Lüzumsuz ve gayesiz oyun olur. Her an tahammülün sınırlarını yoklar. Hâlbuki hareket halinde bütün yükler hafifler. İsteyin, yalvarın, atın, kırın bir başkasının bozacağını bildiğiniz bir yığın şey yapın, hadler koyun, ne yaparsanız yapın, fakat hakikate uyanmayın!”
Edebi, sanatsal ve mimari açıdan uygarlıkların Altın Çağları sayılacak dönemlerde her şehir devletinde, topluluğunda tiyatroların, kütüphanelerin, sporun, ticaretin ve en önemlisi mitolojinin de başköşede, masal ve destanlar ile birlikte oturuyor oluşu önemliydi.
Belki de insanın korkunç gerçeklerle yüzleşebilme becerisi, bu sanatları, etkinlikleri yaratmasıyla, ruhlarına kadar sinen kötülüklerin, korkuların, kan ve gözyaşların bu şekilde temizleneceğinin keşfini yapmışlardı. Unutarak, af dileyerek; yakararak ve adaklar, sunaklar yaparak…
Ölmeden önce ölmek, sözcüğündeki tılsım nedir? Niçin bu kadar önemli olup algılarım ile ruhuma sımsıkı yapıştı? Ölümü anlamanın, kabul edip, bize sunulan bir yudum yaşamın karşılığına çok yaklaşma sezgileri miydi? Yoksa çaresizliğimizin, gerçeği arayacağız derken, akan zaman içerisindeki duraklama anlarında, ağırlaşan yüklerin altında un ufak oluşumuzun kaçış yolu fırsatı mıdır; ölmeden önce ölmenin fikrine, felsefesine sarılmak…
Yaşamı boyunca, dışsal öğretilerin, aldığı eğitimlerin etkilerini de bir kenara koyan Tanpınar, kendi felsefesini yoğururken böyle sokuldu yaşamsal çekiciliği olan ölüm fikrine;
Ölmeden evvel ölmek…”İşte saadetin biricik sırrı… Ancak ölmeden evvel ölenler insanlığı bütün olarak görebilirler.”
Bu felsefe aynı zamanda yaşam formülü gibi bir şey… İçinden çıkardığım, kendi cebime yerleştirdiğim zenginlik şudur; hoşgörüye, esnekliğe, harekete sahip ol. Onların içinde kal. Yaşamsal gerçekleri, ara formül gibi kullan; masallardan, destanlardan, edebiyattan, felsefeden, sanat dallarından da bilimden haberdar olduğun kadar haberin ol…
Yaşamın biriktirme; mülkiyet bölümüne takılı kaldıysak, bu sözcüklerin hiçbir anlamı yoktur… Şöyle diyecektir varlığını başka varlıklara adamış, gerçek dediği rakamlara tutunmuş kişi;
“ Bana edebiyat yapma!” , “Bana akıl değil para ver!”
Siz ona bir şey demeseniz de, şairin küçücük şiirini fısıldamanız yeterli olacaktır kendinize;
“ Hayat kısa/Kuşlar uçuyor…” Güle güle sana; yüklerin bir gün hafifleyecek nasıl olsa…