Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
1950 yılların başında, yani neredeyse elli yaşında Fransa Paris ile tanışan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Paris’in sokak ve caddeleri aynı zamanda Sorbonne Üniversitesi arasında kurmuş olduğu bağ, etkilenme, Tekirdağ’da yaşayan her şehir sevdalısının kurmak istediği bağ ve etkilenme biçimi gibidir…
“Gözlerim caddenin karşı tarafındaki Sorbonne’a Üniversitesine takıldı. Üniversitenin kapısı doğrudan sokağa açılıyordu. Bütün bir Avrupa’da sokakla bu kadar iç içe olan, daha farklı bir ifadeyle sokağın bir parçası haline gelen bir başka üniversite düşünülemez…”
Ülkemizin en önemli bilgi, görgü ve sanat aydını olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şaşkınlığını bir düşünün! Hissedin…
Tekirdağ’a sadece bir otel gözüyle bakmıyorsanız, bu şehrin gelişmişliği ve yetersizliği canınızı acıtıyorsa, yukarıdaki sözcüklerin anlatmak istediği duygu samimiyetini anlamak adına bir düşünce koşusu yapmanızı rica edeceğim…
Tekirdağ’ın okullarının veya üniversitesinin sokak, cadde ve insanımızla kurmuş olduğu, oldukları bağ, birliktelik var mıdır? Birkaç yıl içerisinde okullarımızın neredeyse tümünün yerleri değiştirilip, sokak ve cadde ile oradan geçenlerle, şehir insanıyla iç içe geçmek yerine beton, asfalt ve telaş enerjisine nasıl teslim olduklarını düşününce, daha da acıtıyor. Tekirdağ’ı, Paris benzeri öncü bir şehir olması ve dünya insanlarının, gençlerinin uğrak yeri haline gelme istediğim düşünce hüznü içerisinde yazıyorum…
Ahmet Hamdi Tanpınar Paris’te gördüklerini, üniversite profesörü ve yazar, şair bir aydın olarak yorumlamaya, anlatmaya, tarihsel sorumluluğunu yerine getirmeye devam ediyor;
“ Sokağı ihmal eden bir üniversite, hem kendi hayatını hem de sokağın hayatını kolaylıkla bir uçurumun eşiğine getirebilir. Şurası bir hakikat ki, sokakla kurulan bir samimiyet, üniversitenin fikri kapasitesini bir kenara bırakıp sokağa teslim olması manasına gelmiyordu. Üniversitenin görevi sokağa taviz vermek değil, varlığını ciddiye almaktı.”
Şehrimizin üniversitesi Namık Kemal, ait olduğu şehrin sokaklarını, caddelerini, kırlarını, kirlenmiş, ölü nehirlerini, kullanılamayan kıyılarını, turizme küsmüş halini ne kadar merak ediyor; bilemem…
Bildiğim bir şey var onu paylaşmak isterim.1970 ve 1980’li yıllarda Endüstri Meslek ve Teknik Lisesi olarak bilenen, şimdi ismi değiştirilen, gözden düşen ve çıkartılmış olan okulun sokakla, şehirle bağı, bağları vardı. Önemserdi sokağı, caddeyi ve okulunun öğrencilerinin ilerideki meslekleri olan sanayi esnafını…
Okulun işgal edilmiş futbol sahası sadece okul öğrencilerinin değil, tüm okulların ve mahalle gençlerinin faydalandığı bir yerdi. Okulun kapalı spor salonu da öyle, okulun atölyeleri de öyle; sadece öğrencilerin çalıştığı, bilgi, görgü ve deneyim sahibi olduğu yerlerden öte, dışarıya da fayda, hizmet sağlayan yerlerdi. Öğretmenleri, okulun öğrencileriyle birlikte esnafla, şehir insanıyla iç içe, kalkınmak isteyen milletin mucizevî kaderini belirleyecek işleri yapma bilinci içindeydiler; sanayinin, ülkenin istediği şeyi; ARA ELAMANLARI yetiştiriyor, Cumhuriyet felsefesiyle donatıp, bir şenlik içerisinde mezun ediyorlardı…
Bu mezunlardan sadece ikisinin ismini burada paylaşacağım; Cemil YILDIZ… Kaşıkçı doğumlu olan Cemil Yıldız! Sözünü ettiğim Tekirdağ Endüstri Meslek ve Teknik Lisesi’nden mezun olup, bugünün İstanbul’unda tüm ülkeye, tüm dünyaya iş, hizmet ürettiği gibi yüzlerce insanı çalıştırıyor.
İkinci isim, Çorlu doğumlu Tekirdağ Teknik Lisesi mezunlarından Ali BOYLU. İzmir’de yaşıyor. Tekirdağ’ın onurunu Cemil Yıldız gibi en yükseğe çıkartan, onlarca insanı çalıştıran, ülkemizin, şehrimizin iki saygın kişisi-mühendis ve iş insanı Ali Boylu; okullara, insana, mekân ile insan arasındaki ilişkiyi önemseyen felsefeye verilen önemin en değerli parçaları, minnet duyacağımız kişiliklerinden birisidir…
“ Oysa İstanbul’da sadece şehir fikri değil, sokak da kaybetmişti. Şehir susuyor, şehrin suskunluğunu bir fırsat haline getirmek dışında hiçbir ferdi kabiliyeti olmayanlar da bu suskunluğu paraya tahvil ediyorlardı.”
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1950’li yılların başında not düştüğü tarihsel tanıklığının hüznü sadece yaşadığı İstanbul’un suskunluğu için değil TETİRDAĞ içinde geçerlidir. Şehrimizin suskunluğunu paraya tahvil etmek isteyenler, plaj olacak yerlere liman ve limana ait olan binaları yaparak, şehir insanının gezinti, kültür ve sosyal alanları olacak yerlere de Adliye binası yapmaları; şehrin suskunluğu ve hüznünü anlatmak adına söylenecek suskun sözlerden başka bir şey değildir…