Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Şehrimizin tanınmış, sevilen yazar ve şairlerinden Aytaç Oy’un ağabeyidir. Aynı zamanda öğretmen ve araştırmacı yazardır.
Kenan Oflaz 2019 yılında bana kendisine hediye edilmiş bir kitabı getirdi. Köşe yazarlığı yapan birisinin daha çok işine yarayacağını düşünmekle o kadar iyi etmiş ki sevincimin derecesini anlatamam.
Kime ait biliyor musunuz; Aydın Oy’a ait. Yüzyıllar Boyunca TEKİRDAĞLI Şairler ve Yazarlar ismini taşıyor. Günümüzden beş yüz elli yıl öteye dahi uzanıyor. Çok değerli bir eser; sayfalar dolusu sanat, tarih, sosyoloji kokuyor.
Sonradan öğrendiğim kadarıyla Aydın Oy’un bugüne kadar on beş kitabı yayınlanmış. Bizlerin ise sadece birisinden haberimiz var. Nasıl vefa, nasıl merak ve nasıl bir şehir kültürüdür; düştüğümüz bu gaflet uykusu?
Kardeşi Aytaç Oy’un 2006 yılında Dilek gazetesi köşesinde ağabeyi Aydın Oy için yazdığı bir yazı, bir kez daha utanmama neden oldu. Kendi kültüründen süzülen, on beş eser yazıp, şehir tarihinin yüzlerce yıl ötesine uzanan bir yazarın, sanatçının 100.Yıl Mahallesinde bir sokağa verilen isminin tabelasının bile olmadığını söylüyor yıllar önce kendi köşesinde.
Bugün için var mıdır yok mudur bilinmez? Üstelik şehrimizin çok az sayıda olan yazar ve şairlerinin yaptığı hizmetin karşılığı olan vefa kupkuru sokak tabelası mıdır? Böyle bir kısır döngü var mıdır uygar dünyada?
Yeni nesle isimleri sadece sokak tabelalarında kalan değerli insanlar ne ifade ediyor? Onları farklı etkinliklerde anmaz, hatırlamazsak şehrin tarihi ile geleceği arasındaki bugünün huzuru, neşesi olur mu? Eksik kalmaz mı insan mayası ve demi? Esas sorun da burada gizli değil midir?
Gençlerimizin gelişmiş ülkelere kaçışlarının sebebi sadece ekonomik midir? Asla! Sosyal ve kültürel hürriyeti, zenginliği kimse görmemezlikten gelmesin. Geçmişi hiç kimse hor görmeye kalkmasın; geçmişin öfkesi çok büyük olur…
Aydın OY, öleli yıllar oldu. İlk kitabı 1960’lı yıllarda yayınlandı. Ve diğerleri ardı ardına… Kardeşi Aytaç Oy ise yaşıyor ama yaşadığından bile haberi olmayan kendi içine kapanmış şehir insanları…
İyi de şehrin vergilerinden, devletimizin gücünden ve milletin özünden beslenen kurum ve kuruluşlar ne işe yarar?
Sosyal ve kültürel önceliği olan kurum ve kuruluşların kuruluş amaçlarını incelediğimizde ne büyük ve özlü sözler, kural ve kanunlarla dolu… Kaç tanesi tam manasıyla şehrin geçmişini, güne ve bugünü geleceğe hazırlamak için çaba harcıyor?
Aydın Oy’un ve kardeşi Aytaç Oy’un kitapları defalarca yayınlatılıp üniversitemiz de, liselerimiz de dağıtılamaz mıydı? Onların şehir kültürü, sosyal hayatı ve insan sosyolojisi adına harcadıkları, bir ömür verdikleri emeklerin karşılığı kupkuru anmalar ve sokak isimleri mi olacaktır?
Aydın Oy,1995 yılında yayınladığı kitabının önsözünde kitabın içindeki yazar ve şairleri, yüz yıllar öncesinin şair ve yazarlarını anarken onlardan; “ Manevi evlatlarımız” sözcüğünü kullanmış.
İnsan olanın insanlığını bir kez daha sorgulatan, duygusu olan insanı daha da yüce bir duyguya çağıran, teşvik eden sözcükler, boğazımda düğümlenip, kalbimde sımsıcak bir yayılma yarattı.
Aydın Oy, Tekirdağlı yazar ve şairleri anlatırken, sadece yüzyıllar öncesine uzanmamış, aynı zamanda günümüze, yaşayan yazar ve şairlere de yer vermiş. Hatta bu şehirde doğmayıp ama burada yaşayıp, hizmet verip üretenlere de. Bu yazarlarımızdan birisi de 1700’lerde şehrimizde yaşamış Macar Prens Rakoczi’nin kâtibi Kelemen Mikes’tir. Çok da iyi yapmış; onun eseri, hayali ablaya yazmış olduğu mektuplar, Tekirdağ’ın üç yüz yıl öncesinin sosyal, kültürel hayatını anlatmak, hatırlatmak, güne taşımak için bulunmaz bir hazinedir…
Son sözü Aydın Oy’un kardeşi Aytaç Oy’un on yedi yıl önceki köşe yazısındaki hatırlatma, utandırma başlığına bırakıyorum; “ Sokak Levhaları Fiyaskosu” Sadece levhalar değil, milletleri millet yapan, zenginleştiren öyküler de bilinmeli.
Onların eserleri düzenli olarak yayınlaması gerektiği kadar, çeşitli etkinliklerle onlar adına şiir, öykü yarışmaları dahi düzenlemek; şehirlerin öfkesini çekmemek, oturulan koltukların hakkını vermek, gerçek manevi huzura da dokunmak anlamını taşımaz mı?