Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Dile kolay, Habertrak Sığdaki Derinlikler köşesinde çıkan dört bininci yazım bugün, bu yazıyla yayın yaşamına girmiş oluyor. Övünmek mi gerekir, yoksa üzülmek mi bilemedim…
Bazen söz susar, şarkılar konuşur. Bazen de söz ile birlikte şarkılar susar, bakışlar konuşur, kendi dilini icat eder…
Belli ki sanatçı da kendi teslimiyetine, düşmüş olduğu hiçliği anlatmak için şarkı dilini seçmiş;
“ Öyle bir yerdeyim ki
Öyle bir yerdeyim ki
Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe
Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge…”
İnsan olup da zaman zaman hiçliğin, bezginliğin içinde kaybolmayan var mıdır dostlarım? Neredeyse adanmış bir yazgının içinde, kendi dengeni korurken, yaşadığın şehre kurban gitmeden, şehirle birlikte gülümsemeye çalışmak için dört bin yazının kalemine-emeğine, düş ve düşüncelerine dokunmak; az şey mi? Çok şey de değil…
Yine de bizi de taze kılacak, onurlandıracak kurumsal destekleri 16 yıldır boşu boşuna arayıp bekledim: Dersem yalan ve yanlış değildir dostlarım…
Zaman zaman birçok yazarın, şairin düştüğü hiçliğe düşüp; “ Niçin yazıyorum? Bu kadar yeter. Kendi bencilliğine yaslanıp, yaşamın keyfini sür” desem de, yarıtanrı övüncü içerisinde şöyle geriye çekilip bir de dışarıdan, uzaklardan izleyim âlemi-şehri, dediğim vakitler de oldu; olmadı değil…
Sevgili okuyucu, dostlarım bugün 4.Milenyum için DALYA diyoruz…
Bir yazı insanı olarak ne diyebilirim ki, yaşamımın çok önemli bölümünü, gözleme, okumaya ve yazmaya adamış, kendi evrenimi gizliden gizliye yaratmanın, onun deryaları içinde dolaşmanın hoş anlarını da yaşayan ben değil miyim?
Yazmanın, okumanın evrimi internet, bilgisayar ortamına taşınıyorken, göçmen kuşlar gibi bizler de bu dünyanın içinde, enerjinin bir başka aydınlanma biçimiyle akıp gideceğiz…
Sonsuzun koynunda akıp giden bir toz zerreciği, kaya parçacığı, canlı yaşamına ve canlanmaya ait olmanın tarafında sonsuzu düşleyerek dönüşüp, yenileneceğiz…
Dördüncü Milenyum, dört bininci yazımın serin gölgesinde Habertrak kurucuları AKÇAKAYA kardeşlere teşekkürlerimi tekrar sunuyorum. Yazı yaşamım onlarla birlikte başladı. Dönüşümüm, çıraklıktan kalfalığa geçişim de Habertrak’ın ikinci sahibi Cenap KÜRÜMOĞLU ile oldu.
Cenap Kürümoğlu’nun düşlerindeki Amiral-Öncü gazete köşesinde yazmanın ve yıllardır, hiçbir baskı altında kalmadan, yönlendirme olmadan, hiçbir yazıma sansür, çekince koyulmadan Sığdaki Derinlikler köşemi bugüne taşıma fırsatı sunan bütün HABERTRAK çalışanlarına; MİNNETTARLIĞIMI sunuyorum…
Bir öykünün, bir Milenyum’un daha sonuna, diğerinin başına geldik… Her Milenyum yazımın sunumunda olduğum gibi bir ses gönlüme gönlüme dokunuyor;
“ Kendi köşeciğine, daha da derinlere çekil; evrenin en sessiz köşeleri gibi sessizliğe bürün…” diyor. Belki de kendimi bir kez daha, bininci yazının sonunda, bininci bir avuntu içine katmaya çalışan bir duygu, içgüdü, en yabanıl zamanlardan kalma bir çağrı yapıyor…
Ne olursa olsun, hangi şehirde, kasabada yaşarsam yaşayım bildiğim bir tek şey var; ne kadar yazmaya, okumaya ara versem dahi, Burgazada ki Sait Faik gibi, eninde sonunda cebimdeki çakıyı çıkartıp yazmayan kalemi yontup bir şeyler karalayacağız…
Neden mi sayın okuyucu? Yazgımız bu… Ne bir övünç, ne bir yakınma; gönüllüğün özgürlüğü, bilinci susamışlıkla beslenir.
Bilgiye, yenilenmeye, iyiye, güzele, zerafete, sosyolojiye, mimariye, tarihe; kısacası arınmış, rafine edilmiş her şeye muhtacız da ondan ötürü yazıyorum…