Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Sanırım bayramın birinci günüydü. Merkez Mahalle ve sokaklarımızdan birinde iki katlı evin alt katındaki camında bir ihtiyar dışarı bakıyordu. Sokaktan geçen kısa kalın bir adam;
—Amca, üst kat kiralık mı? Diye sorunca, camdaki ihtiyar kiralık değil demeden önce, önceki kiracılardan görmüş olduğu zararı, ziyanı anlatmaya başlayınca kısa kalın adamın neşesi kaçar gibi oldu. İhtiyar daha çok şeyler anlatacak, belki de bunca yıl yaşamın karşılığı bu değil diyecekken, kısa kalın adam bet sesiyle;
—Herkes bir değil amca, diyerek kendi yoluna gitti. Çevreden öğrendiğim kadarıyla ihtiyarın yaşı 93 ve yalnız yaşıyormuş. Bir çocuğu İstanbul, Bir çocuğu Almanya diğeri de Tekirdağ’ın uzak köşelerinden birisinde. Karısı öleli birkaç yıl olmuş. Genleri ve yaşama sımsıkı tutunması sayesinde ihtiyar kendi kendine yetiyormuş.
Kısa beyaz sakalı, temiz yüzü, başında yazlık şapkasıyla sevimli bir ihtiyar; neredeyse tamamıyla yapayalnız yaşıyordu. Evinin küçük bir bahçesi oyalandığı tek yeriymiş… Ne bir hobi, ne bir başka uğraş; dualara, bahçeye ve kim bilir kaç yıl önceki anılara sığınmış bir ihtiyar adam…
Uzun yaşayanlara bakınca ne kadar çok imreniyor olsam da, bu toplumun yaşlılara ait oluşmuş kültürel, sosyal altyapıları eksik kaldığı içinde bir o kadar acı çekiyorum. Sanırsınız ki çok yaşam bir zulüm… Bir eziyet…
İhtiyar adamın kolu da tutuyor, ayağı da. Kulağı da işitiyor, gözü de görüyor. Doğru dürüst yürüyüş yolları, kaldırımlar olmayınca, neredeyse araçlara ayrılmışa her yer, ihtiyarların, engellilerin, çocukların işi epey zor bu şehirde.
İhtiyarların gezmeye, görmeye, demlenmiş oldukları geçmiş ile bugüne çok daha şeyler katma imkânı varken, onları evlerine, odalarına, bahçelerine hapsediyoruz… Çocukları zar zor, torunları ise kırk yılda bir misali arayıp soruyorlar ihtiyarları.
Çok yaşamanın, sağlıklı olmanın bedeli böyle mi olmalı? Değil midir bizim kültürümüzde yaşama tutulan yaşlı ağaçlar kutsal? Değil midir bizim geleneklerimizde yaşlı insanların en üst düzeyde hürmet edilmesi, koruyup kollanmaları?
Üzülerek söylemeliyim ki, ihtiyarsanız fazla isteğe sahip olmayacaksınız. Beklentiniz yok gibi olacak. Ne verirlerse ona; “ Peki” diyeceksiniz…
Ya ihtiyar, halen genç duygularla önünün açılmasını istiyorsa? Ya ihtiyar da sosyal, kültürel yaşamın içine çağrılmasını bekliyorsa?
Büyükler; “ Etme, bulma dünyası “derlerdi vefasızlığın, uyuşukluğun, gafletin içine düşmüşlere. Etme bulma dünyası bir yana, her şeyi ile örnek olacak kadim toplulukların, kültürlerin içinden süzülüp gelen bu kadim milletin kurduğu şehirlerde neredeyse; ihtiyarlara, engellilere yer yok.
Bir çelişki, bir yanlışlık yok mu bu kadim kültürün bugüne ait kişilerinde, kurum ve kuruluşlarında ve şehirleri yaşam alanı seçen halkta?
Evine ayakkabısız giren, bazı odalarını misafirlerine bir ömür ayırıp bekleten bu eski insanlık, millet, ne hazindir ki sokaklarına, caddelerine, park ve bahçelerine tıpkı ihtiyarlarını yaptığı gibi davranıyor. Sahipsiz, kimsesiz gibi görünen kirletilmiş, yağlamanmış sokak, cadde ve park bahçeler; bizim değil di kimindir?
Ya camdaki ihtiyar? Bakışlarında hiçbir öfke yok. Yenilmiş bir savaşçı, Romalı bir dövüşçünün ölümü bekleyen acıklı yüzü de yok. O ihtiyarlığın savunucusu gibi, kendi kuytu köşeciğinde, bahçesinde bir krallık kurmuş da kimselerin haberi yok…