Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Tolstoy’un ölmeden önce halkına, sevenlerine, okuyucularına seslenişinin ilk sözcükleridir hayat ile yaşam arasındaki o çizgideki son nefesten önce dökülenler.
Hayatımın sonuna geldim, seslenişi kendi sesinden, özünden dışarı vursa da, ses tonunda ne bir sevinç, ne bir acı var. Sadece, halkına, okuyucusuna, dostlarına son bir sesleniş ve belki de tarihsel, tanrısal bir uyarı…
“Hayatımın sonuna geldim. Ölüyorum ve ölmeden önce… Söylemek istediğim şu ki, sadece bir istek değil bu…”
Tolstoy’un tarihe, insanlığa bir not niteliği olan konuşması devam eder, bedeninden başka kaybedecek bir şeyi olmayan bir insanın, ruhu sonsuz evrende uçmaya hazırlanırken…
Bizden birisi, Cemal Süreya’da Tolstoy gibi, hatta duyarlı olan, evrensel zekâ ve vicdana sahip her insan-sanatçı gibi ölümsüz dizelerini ölümünden önce kaleme alır;
“ Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama ayrıca, aldığın bu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…”
Cemal Süreya her ne kadar kendi beklentisini, daha uzun yaşama ümitlerini yedi kırlangıç ömrüne bağlamış olsa bile, altı kırlangıç ömrü kadar yaşamasını, ölümün soğuk ve acısız sancılarını hissederken, alacaklı olduğu bir kırlangıç ömrü olan zamanı, tanrıya bahşiş bıraktığını, alacaklı olarak ayrıldığını anlatmak ister.
Kısacası, Cemal Süreya’nın kendi beklentisi, şiirin, sanatın dili ve ruhu ile tüm insanlığın diline, beklentisine ve bu şiirden sonra ölecek olan herkesin “Erken ölüm” sözcükleriyle teselli arayacağına, belki de ağıtlar yakacağına inanabiliriz.
Tolstoy ise içinde yaşadığı zamanlardaki savaşlar, hastalıklar, karışıklar, insanların insanlık yolundaki Alicengiz oyunları, yoksulluk ile zenginlikler arasındaki büyük uçurumlar ve aynı zamanda idarecilerin OTERİTE diretmeleri, otorite diye diye insanlığın bir bölümünün her daim kurban olduğunu görmesi sebebiyle, halkına, dostlarına ölüm döşeğinde ölümsüz bir sesleniş yapar.
“Huzur içinde ölebilmem için düşüncelerimi size söylemem gerekir… Sevgili halkım, değerli kardeşlerim… Sizin neyi mahvettiğini açıklamam gerekir. Sadece ilişkilerinizi değil ruhunuzu da, çocuklarınızı da neyin mahvettiğini anlatmalıyım.
Devlet düzeni diye bir şeyin içinde yaşıyorsunuz. Devlet düzeni, insanların bağlılığından fazlası değildir. Bu düzende, insanlar farkında olmaksızın acı çekerler, mahvolurlar… Ruhlarını kaybederler.
Şunu anlamanız gerek: Otorite saydığınız, büyüklük saydığınız şeyler… Hayatınızı mahfeden, sadece fiziksel değil… Manevi yaşamınızı da mahveden en korkunç haydutluklardır.”
Tolstoy bu seslenişini ölümün, hastalığın veya yaşlılığın sımsıcak koynunda bir sayıklama mı, yoksa bir dehanın yaratıcı bir yazarın son bir vedası, mirası mıdır, bilinmez…
Bilinen şeyler ise, kin nefret, hilebazlık ile sevgi, emek, üretkenlik arasındaki büyük kavga, ayrılıklar, dünya üzerinde hiç bitmeyecek hastalıklar gibi o büyük uçurumlar hep devam edecek gibi görünüyor…