Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
1 Eylül, sonbahar ayının ilk ay ışığı, kalp atışları, rızk arayışlarıyla birlikte, Balık Avı Sezonu açılmış oldu.
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, bu heyecana, rızk arayışına büyük destek verdi. Kumbağ’da Tekirdağ Kumbağ insanlarının bir araya geldiği fotoğrafta görmeyi özlediğim görüntüler vardı. Çocuklar, kadınlar, orta yaşlılar, gençler, yaşlılar; topluma ait bütün yaş aralıkları, Yeni Balık Av Sezonu’na HAYIRLI olsun, Vira Bismillah çeken balıkçıların neşesi, huzuru, bereketi bol olsun dilerleriyle oradaydı.
Hazır Vira Bismillah demişken, dualar, şarkılar, umutlar, gönülden destekler en üst düzeye çıkmışken dünyanın en kapalı, en güzel denizi olan Marmara’nın balıkçılığının, bereketinin niçin azaldığını da tespit edip, bu sorunu çözsek, çözmüş olmanın bilimsen, manevi, toplumsal, kültürel bakışıyla daha bir yürekten sarılsak balıkçılarımıza ve onların yüce umutlarına…
Neden böyle yapıyoruz anlamakta zorlanıyorum. Her şeyin üzerine makyaj sürerek kapatıp, felaket kapıyı yüzlerce kez çalmış ve çalıyorken bilimi, yürekleri, deneyimleri de yanımıza alıp gerçek ve kalıcı açılışların, duaların, şarkıların eşliğinde eğlencelerimizi şölene, karnavallara çeviremiyoruz?
Dünyada en hızlı, en çabuk ürün alınacak şeydir balık üretimi. Hele bütün sınırları kendi ülkenize ait bir iç deniziniz varken, bu iç deniz, uluslar arası denizlerle, okyanuslarla bağı, bağlantısı varken, Marmara Denizi Balıkçılığı bırakın kendi şehrimize, ülkemize, tüm dünyaya balık satabilir, pazarlayabilir!
Böyle mi oluyor? Hayır! Kendi şehrimize bile balık yedirmekte, ucuz ve istikrarlı balık tüketimi yapmakta zorlanıyoruz. Daha kırk yıl öncesinin balık avcılığını, balıkçı sohbetlerini dinlediğimde, onlarca, yüzlerce balık çeşidinin yok olduğunu, yok edildiğini biliyoruz.
Niçin sorgulanmıyor? Bilimsel çözümler, tercihler niçin yapılmıyor? Örneğin, Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulacak özel balık üretim tesislerinde milyarlarca balığı denize salmak bu kadar zor mudur?
Belli bölgelere kullanılmayan araçlar; otobüsler, taksiler atılıp, oraların balıkların yetişmesi, yerleşik hayata geçip hızla üremeleri niçin sağlanamıyor? Bilimden, bilimsel gelişmelerden bu kadar uzak olarsak ne olur?
Sahildeki bir yudum balık ekmek, ithal uskumruyla kendi kendimizi değil, halkımızı kandırmış oluruz. Balık yemeyen, gülmeyen, eğlenemeyen bir halkın huzurlu nesiller, evlatlar yetiştirmesi, yeşertmesi mümkün müdür?
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin tarıma, hayvancılığa, balıkçılığa olan bakışını, samimiyetini yürekten destekliyorum. Ama çok daha hızlı koşmalı, şehir insanımızın ölmüş, unutulmuş olan balık kültürünü geri getirmeliyiz.
Balığı üreten, avlayan, tutan da, balık yiyen insanlarımız da mutlu olsun ki, gelişmişlik böyle bir şey, sıhhatli olmak; böyle bir şey-miş diyelim. Hastanelerimiz dolup taşmasın artık. Hani bir söz vardır; “Can boğazdan gelir” Beslenemeyen milletlerin, ruhu da, gönülleri de, görgü ve bilgileri de aç olur, ruhları azap çeker…
Oldu o zaman; Vira Bismillah; Bereketiniz BOL olsun BALIKÇI arkadaşlar, ağabeyler, kardeşler, dostlar…
