Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hasan öğretmeni tam olarak ne zaman tanıdım bilemiyorum. Sanıyorum 80’li yılların başı olmalıydı. İlk başlarda sert görüntüsü yüzünden mesafeli bir süreç, benden epey büyük olmasına rağmen sağlam ve sağlıklı arkadaşlığın adımlarını atmıştık.
Yenilenmeye, bilgiye, dönüşüme, bilime, felsefeye meraklı insanlar “Ağır Abi” gözüyle, ZOR insan olarak kabul edilir. Değerli toplumumuz, mizahı değil de argoyu önemsediği, bilimi, sanatı değil de dedikodu haberleriyle meşgul olduğu için, Arapgirli Hasan Öğretmen’in duruşu, anlattıkları bizim insanımıza uzak kalıyordu.
Saygı duyulmasına duyuluyordu. Dışarıdan, uzaktan seveni de çoktu. Ama iş yakın plana gelince, onun görgüsü, bilgisi, mesafeli tebessüm edişi, kendi kale duvarlarını oluşturuyor, günlük magazin, hoppalık peşinde koşanlar onun yanında olmayı tercih etmiyordu.
Arkadaşlığımız dostluğa dönüştükçe sıklıkla zor görünen duruşunu;
—Benim karakterim, yaşam biçimim koruyucu kalkanımdır, bazı insanlar için mesafe hak getire, derdi. Yere tükürenden, sümkürenden nefret eder;
—Bir mendil 1–2 lira arkadaş, içinde de on tane var. Bilmek kaç kuruş yapar. Medeniyet halen sokaklarımıza, caddelerimize, kaldırımlarımıza tükürüyor…
Temizliğe olan saygısı, titizliği aşırıya taşıma merakı gibi bir şeyden değildi. Temizliğin hem bedensel ve de ruhsal açıdan insanı, toplumları çok daha ileri, huzura, zerafete getireceğini sıklıkla savunur anlatırdı.
Öyküleri, anlatacakları çok boldu. Malatyalıyım demeden önce;
—Arapgirliyim, derdi. Oranın sert rüzgârlarını, bol su kaynaklarını, vadilerini, dağlarını anlatırken, sanırdınız ki evrende bir başka galaksiye gitmişsiniz. Ağırlıksızdı sözleri. İnsan, bölge kayırmaz, evrensel hoşluk, doğruluk, birliktelik, ruhuna ve sözlerine taşıdığı da ağırlıksızlık, tarafsız, günahsızdı…
Kılı kırk yarmazdı ama severdi eşelenmeyi.”Toplumların madenedir edebiyat, sanat ve felsefe” sözleri onun öncü ifadeleriydi.
“Vatanperverlik, namus, sağlamlık, dik duruş sözcüklerle ifade edilmeyecek kadar değerlidir. Eylemleriniz, yaşam biçiminizle bunu göstermelisiniz, başka şeyle değil!”,sözcükleri duygulandırırdı beni.
Muhabbet etmeye, halk dilinde “Birkaç sözün belini kırmak” denir ya, Hasan Öğretmen ile kim bilir kaç milyon sözün erdemine, uçsuz bucaksızlığına birlikte yürüdük.
En çok yaşadığı şehri sevmeyenlere, sahiplenmeyenlere kızardı.”Malatya Arapgirli olmamla gurur duyarım ama yaşadığım Tekirdağ’ı en az doğduğum yer gibi başköşeye koyarım.” Sözlerini yürekten söylerdi.
Mavi gözlerindeki mavi bakış, sarı saçları, bıyığı günün her saati kendi ara renklerini oluşturur; kızıla, gök, güz renklerine dönüşü verirdi. Nazım’dan söz açılınca;
—Ey Koca Nazım, oy Anadolu’nun bir tek çınar ağacına hasret Nazım, der ve şiiri kendi yazmışçasına başlardı yazan Koca Nazım’dan bile daha içten okumaya;
“Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Farkına varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Ayıpsız,
Aşikâre,
Yağmur misali?”
Tolstoy’u, Balzac’ı, Cerventes’i, Cemal Süreya’yı, Orhan Kemal’i, Haldun Taner’i, Şekspir’i, Goethe’yi ve daha yüzlerce sanatçıyı dilinden düşürmez, sözü eninde sonunda Tolstoy’a getirir, her gün bağrını deştiğimiz zamana, tıpkı Tolstoy ağzından, kalemi ve ruhundan cevap verirdi;
—İnsanlar özgür olmadıklarına inanırlar. Oysa insan her daim, “şimdi” nin içinde hareket eder. Şimdi zamanın dışınadır. Geçmiş ile gelecek arasında bir bağ… Şimdi, zamanın dışındadır. Bu sebeple “şimdi”nin içinde insan her zaman ÖZGÜRDÜR…
Velhasıl dostlarım, Arapgirli Hasan Öğretmen, her daim “Şimdi”nin, içinde yaşadı. Bu şehirde doğmasa bile, doğmuş olanların büyük çoğunluğunu cebinden çıkartacak kadar da Tekirdağlı bir öğretmendi…
Rahmet, teşekkür, minnet ile sevgili dostum Hasan Öğretmen…