Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Sahildeki Özgürlük ve Barış Parkı’ndan söz ediyorum. Kentimizin merkezinde bulunan tek ağaç topluluğu diyebilirim. Diğer ağaç toplulukları nerede derseniz; mezarlıklarda derim!
Yaklaşık 25 yıl önce Özgürlük ve Barış Parkı yapıldı. Osman Tabak ve bu parka katkı, emek sağlayan herkese binlerce teşekkürü borç biliyorum.
Şehrimizin, şehrimizin yöneticilerinin yeşilli arasın bir türlü olması gerektiği gibi olmadı; olamadı…25 yıl öncesinin bir avuç ağaç topluluğu bile bugünün şehir insanına muhteşem dinlence, gezinti alanı oluyorken, birçok kuş türü için ise burası yaşam alanı haline geldi.
25 yıl önce Tekirdağ 100-120 bin nüfusa sahipken şimdi bir kat daha arttı. Ya şehrimizdeki koruluk, ağaç toplulukları, eko sisteme fayda sağlayacak yeşil-ÖZGÜR alanlar arttı mı? Ne hazin ki; ARTMADI…
Bu nasıl açıklanabilinir? Nasıl izah edilebilinir? Özgürlük ve Barış Parkı 25 yıl oluşturuldu. Her yıl on ağaç kazandırılsaydı ne olurdu. Bugün, bir o kadar koruluk, yeşil alan ve bir o kadar kuşların, serin gölgelerin şarkıları fazla olurdu.
Biliyor musunuz dostlar; bir yaşlı ağaç yılda bilmem kaç ton tozu, zararlı kimyasalları yok ediyor. Yaz sıcaklarında sunduğu gölge, kuşlara sağladığı mutluluk, huzur ve yaşam alanı; ne para ile ne başka bir şeyle karşılanabilir…
Özgürlük ve Barış Parkı ya ilgisizlikten, ya da erozyon yüzünden yok olacak. Eğimli bölgelerde bulunan ağaçların kökleri gün yüzüne çıkalı çok oldu. Çimenlerinin kurutulması, yok edilmesinin üzerinden yıllar geçti. Kim bilir kaç kez de gazetemizin köşesinde yazdım; duyurdum.
Yöneticilerin yaptığı, yapacakları standart işler, bu şehre, şehrimizin koruluklarına, yeşilliklerine yetmiyor. Anlamıyor musunuz, koltuk bağımlısı efendiler, hanımefendiler?
Şehrimizin çocukları, doğal kalmış, içinde ekosistemin yaşadığı, yaşatıldığı parkların mucizevî yaşam kıpırtılarına muhtaç ve açlar… Alman, Fransız, Polonya, Hollanda, Norveç çocukları parklarına gittiklerinde ceylanları, tavşanları, kirpileri, sincipları, geyikleri, yaşama dâhil bütün hayvanları, böcekleri görüyorlar.
Öyle yetişip, öyle olgunlaşıyorlar. Yaşamın kendisine dokunarak, duyarak, anlayıp yeşilin ne demek olduğunu öğreniyorlar.
Bizim çocuklarımız ise beton evlerin beton duvarları arasında kimi şımartılarak, kimi hor görülerek büyütülüyorlar. Onlardan yeşili korumalarını, hayvanların anlamalarını beklemek safdillik değil de nedir?
Onarılan Vilayet binamızın önünde bir gün iki kumrunun yiyecek peşinde telaş içinde olduklarını gördüm. Tam da oradan bir kız çocuğu geçiyordu. Muhtemelen lise birinci sınıf öğrencisi… Kumruları görünce kız çocuğunun korkusunu, kaçışını anlatamam size…
Kız çocuğunun korkusu, yaşadığı o dehşet anının sorumlusu bizleriz; beyler, hanımlar, sayın pek kıymetli yöneticiler, amirler, memurlar; o kız çocuğunun doğadan, canlılardan kopuş oluşunun SORUMLULARI, sizlersiniz…