Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
( Güneşin Girmediği Eve Doktor Girer )
Deniz manzaralı ve içinde yüz bin eserin olduğu şehir kütüphanesi oldukça aydınlık bir yerde. Kitap değiştirmeye ne zaman gitsem, rafları kitaplarla, dergilerle dopdolu kütüphane odacıklarında kaybolma, farklı eserleri keşfetme, onlara dokunma kırk yıl önceki heyecanı hatırlatıyor.
İsterdim ki kütüphaneye her gidişimde sıra bekleyeyim. Ekmek, et, yağ kuyrukları değil; kitap, kütüphane kuyruğu görmeyi, bilgi ve görgü için bedel ödemeyi hep istemişimdir…
Fazla değil kırk yıl önce her köyün bir ilkokulu ve sağlık ocağı vardı. Okulların geniş, temiz aydınlık bahçelerinde sabah idmanları yapılırdı. Derse başlamadan önce yarım saat süren sporun değerini ve kıymetini şimdi daha iyi anlıyorum…
Dikkat ediyor musunuz; yaşı elliyi, altmışı geçen insanlarımızın çoğu iki büklüm. Kiminde bel, kimisinde bacak ağrısı kol geziyor. Beslenme alışkanlıklarımızı başka kere sorgularız. Hareket denen yüce zenginliği kaçımız keşfetti? Kaçımız hareket denen sportif eksersizlerin beden için vazgeçilmez derece önemli olduğunu hatırlıyoruz…
Zindelik başka nasıl korunabilinir? Dünya Sağlık Örgütü neyin dikkatini çekmişti? Sporun… Doğru beslenme ve Stres Yönetimi… Hangi birini yapıyor veya yapmak için çaba harcıyoruz?
Sağlık, spor ve dengeli yaşamın içinde olan insanlar şöyle bilirler ve söylerlerdi;
“ Evinizin odalarını sıklıkla havalandırın. İçeriye güneş, ışık girsin. Güneş girmeyen eve doktor girer”
Kitabın girmediği eve de KÖTÜLÜK girer dostlar; kötülük girer… İstediğimiz kadar masum, işini bilen, kendi kendine yeten, çalışkan hatta iş kolik olalım. Bilgi denen şeyler kitaplar dünyasının mucizevî varlıklarıdır. Her birini oluşturan ömürler vardır. Şimdi onların ruhları, bilginin, öğretilerin bekçiliğini yapıyorlar.
Bilgi, öğreti denen şeyler, evlere giren güneşin, aydınlığın kıymeti kadar önemlidir. Savunmadır… Bariyerdir… Yaşama sanatıdır…
Aydınlığı bol olan Tekirdağ Namık Kemal Kütüphane odalarında kitap peşinde koşarken bilgi için gelmiş birisini gördüm. Koca kütüphanede bir o bir bendim. Bende çıkmak üzereydim. Özellikle psikoloji, felsefe ağırlıklı kitapların olduğu, denize bakan, içerisi ışıkla dolmuş kütüphane odasında masaya oturup da kitap karıştıran okuyucuya imrendim. Sanki kendim oralardan eksik kalıyormuş gibi…
Savunmamız neden bu kadar önemli? Bildik mazeretleri olan insanlar şöyle derler:- Herkes ölecek! Az yaşasan ne olur, çok yaşasan ne olur? Af edersiniz ama çok moktan bir savunma. Bu tür kişilere yakından sokulduğum, onları dinleyip izlediğim çok oldu. Ağrıları, sızıları, yalnızlıkları artınca o kadar garip ve acınası oluyorlar ki anlatamam…
İyi yaşamak pahalı yaşamakla alakası yok. Tıpkı erdemli yaşamak için süper okullarda okumaya, süper zekâlara sahip olmaya da ihtiyaç olmadığı gibi…
Bırakalım odalarımız havalansın. İçeriye ışıklar, güneşler girsin. Bırakalım kendimizi şehrimizin kütüphanesine:-Ruhlarımız sayfaların arasında gezegenleri, galaksileri, başka dünyaları keşfetsin…
Sabah idmanları unutalı çok oldu. Ya hatırlarsak birden hareket denen şeyi; yürüyüşü, bisiklet sürmeyi, hafif koşuları… Velhasıl dostlar; hareket, ışık, bilgi çobana da, işçiye de, memura da, çiftçiye; insanı arayan herkese; su ve ekmek kadar lazım…
Dünya değişiyor. Teknolojiler hız kesmiyor. Aynı zamanda bizde de politikacıların kavgaları herkesin dünyasında kalın bir sis perdesi oluşturuyor. Tam da burada lazım olan şey; bilgi, görgü ve sağlam irade… Sözünde durmayan siyasetçileri nazikçe göndermeyi bilmeliyiz…
14 Mayıs gününün gecesi belki de politik yönden bir başka miladı, dönüşümü, heyecanı da beraberinde getirecek. Ne gençlerimizin bekleyecek vakti var, ne deprem bölgesinde yaşayanların, ne de her gün mutfak yangınını, kira korkusu ile baş edeceğim diyenlerin…
Kim kazansın derseniz; DEMOKRASİ kazansın, Mustafa Kemal Atatürk’ün gelişmiş ülkelerle yarışmaları gerektiğini ifade ettiği; gençlik, çiftçi, emekli, öğretmenler, doktorlar, sanatçılar, bilim insanları, esnaf, sanayici kazansın derim…