Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Ülke çocukları, çocuklarımız adına yapamadıklarımız, önlem alamadıklarımız o kadar çok sonu kötü biten olay var ki, anlatmaya ve yazmaya kalksak bize ayrılan zaman yetmez…
İzmir Selçuk’da yanarak ölen BEŞ çocuğun ruhları ve bedenleri; bu dünyadan, ülkemizden ve görev yemini etmiş vicdanı olan herkesten alacaklılar… Narin de, diğerleri: Yaşamları yarım kalmış, hatta hiç yaşayamamış çocuklar da öyle…
Çocuklarına kıymet vermeyen ülkelerin eninde sonunda kendi ihtiyar günlerinde, geçmişe yanacakları: -O büyük hataları nasıl yaptık diyecek, değerli insanları geç de olsa çıkıp tarihe bir not düşme insaniyetini gösterecektirler.
Teoman EREL, bu tarihsel notu Milliyet gazetesi köşesinde 1982 yılında düşmüş, büyükleri yargılarken, onlara ceza çektirirken, çocukları nasıl yaraladığımızı anlatmış; hatta haykırmıştı…
Yazısında bir siyasetçi ve bir şairin çocuklarının düştüğü, düşürüldüğü elem verici uygulamaları, yaptırımları tarihin sayfalarında, ülke çocuklarına değer verecek yöneticilerin aynı hataları yapmasınlar diye kayıt altına almıştı.
O günlerden kalan acılı ve kim bilir hangi travmalara yol açan o uygulamaları tekrar hatırlatmak istiyorum.
Altmış dört yaşında tutuklanan Alpaslan Türkeş’in başından geçen bir olay. Görüşme günü annesi 4 yaşlarındaki küçük oğlunu yanında getirmişti. Görüşme odasına geçmişler. Bir anda babasını karşısında gören çocuk ileri doğru atıldı. Birden, aileyi birbirinden ayıran parmaklıklara çarptı. Canı yanan çocuk ağlamaya başladı. Babasına sarılamadığı gibi demirlere çarpmıştı. Bu durumu gören Alpaslan Türkeş, kötü oldu. Olayı izleyenler de aynı duyguya kapıldılar…
Diğer olay da İstanbul’da yaşandı. Barış Derneği yöneticisi olarak tutuklanan şair Ataol Behramoğlu yaşadı. Kartal Maltepe Askeri Cezaevi’nde yaşanan bu olay,2,5 yaşındaki kız çocuğu ile babası arasında geçmiştir. Baba Ataol Behramoğlu, görüşme gününde kızıyla görüşmek, birbirlerine sarılmak için hapishane yönetimine defalarca dilekçe verir ama nafile!
Yine Alpaslan Türkeş’in yaşadığı olaya benzer bir günde, annesiyle babasını görmeye gelen 2,5 yaşındaki küçük kız, babası Ataol Behramoğlu’nu demir parmaklıklar ardında görünce sarılmak ister. Ama başaramaz. Çocuk içtenliği, samimiyeti içinde babasına seslenir;
“ Saklanma”
Bu sözü duyan şair, çok etkilenir ve yapacağı en iyi şeyi yapar ve şu şiiri yazar;
“ Görüşme günü, çocuğumla demir parmaklıklar konuldu aramıza/İki buçuk yaşındaki çocuğumla/Ulaşmak istedi bana çocuğum/Kafese çarpan bir kuş duygusuyla “
O güne not düşen Teoman EREL yazısını şöyle bitiriyor; “Ya çocuk? Körpe zihinde, duygusal yapısında kapanmayan yaralar açılmaz mı? Kişiliği etkilenmez mi?”
Çocuklarımızın kişilikleri kim bilir kaç milyon olaydan etkilendi. Artık aile kurmak istemiyorlar. Kuranlar da yaşatmak için o yüce gayreti göstermekten vazgeçiyorlar.
Her gün savaş sahnelerinde görülmeyecek ölüm ve öldürme, canından bezdirme olayları gören çocuklar; yarınlara ve bu ülkeye gönülden sarılabilirler mi?
Yazısını sonlandırırken yazar son sözleri şöyle olmuştu;
“ÇOCUK, KİMİN OLURSA OLSUN MÜŞTEREK VARLIĞIMIZDIR”
Bu kadar büyük hatalardan, acılardan sonra bile bu sözü bütün kurumlarımız ve imkânlarımızla kucaklayabilir miyiz?