Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Biliyorum; bu başlığı ikinci kez atıyorum.Oysa hemen hepimizin ilgilenmekten sıkıldığı konuların başında gelir çocuk konusu. Çoğumuz için de angaryadır hatta.Ama ben yazmaya devam edeceğim. Özellikle de bu nedenle devam edeceğim.
Öyleyse başlayalım:
“Ne ekersen onu biçersin” der ama kendimizi değil; onları suçlar, onları sorumlu tutarız.
“Küçüklere sevgi, büyüklere saygı” der ama onlara saygıyı, kendimize sevgiyi çok görürüz.
“Ben babamdan böyle gördüm” diyerek çocuklarımızı döveriz ama bizlerden dövmeyi öğrenen çocuklarımız da kendi çocuklarını, yani torunlarımızı dövünce; “Ellerin kırılsın, e mi?” demekten alamayız kendimizi.
“Ben babama bile güvenmem” der, böylece çocuklarımıza da bizlere güvenmemesini telkin ve tavsiye ederiz.
“Ağır ol da molla desinler” diyerek göründükleri gibi olmamayı, oldukları gibi görünmemeyi, yani ikiyüzlü, riyâkâr, sahtekâr olmayı öğütleriz.
“Akıl yaşta değil; baştadır” atasözünü “akıl başta değil yaştadır”a dönüştürür, bununla da yetinmez; “Akıl ne baştadır, ne yaşta. Akıl aştadır aşta!” inancıyla hareket eder, “paran kadar konuş” lâfını bile icat edecek kadar ileri gideriz.
“Su küçüğün, söz büyüğün” deriz ama suyu da önce kendimiz içeriz.
“Söz gümüşse, sükût altındır” diyerek konuşmayı değil; susmayı öğretiriz.
“Dayak cennetten çıkmadır”,“Kızını dövmeyen dizini döver”, “Anne babanın (veya öğretmenin) vurduğu yerden gül biter” diyerek şiddeti kutsarız.
“İnat da bir murattır” diyen biz olduğumuz hâlde sıra çocuklarımıza gelince tuttuğunu koparmak demek olan inatçılıklarını törpülemek için elimizden geleni ardımıza komayız.
Oysa bütün bunların ne şu veya bu dinle ilgisi var, ne de Atatürkçülük, laiklik, dincilik, dinsizlik veya dindarlıkla. Zira saygı görmek; her ülkede, her dönemde, her dinde ve her ideolojide çocuğun da hakkıdır. Tanrıyı bile ancak onların yüzünde görebiliriz, kendimizin değil.
Farkında değiliz ki kendi ihtiraslarımıza, gösteriş heveslerimize, aramızdaki yarışlara, rekabetlere, kıskançlıklara, egolara kurban ederiz onları.
Şimdi şöyle bir düşünür müsünüz, lütfen: “Çocuklara geleceğin büyükleri olarak muamele ediniz” diyen ve her çocuğu tıpkı bir yetişkini dinler gibi dinleyen Atatürk gibi bir ulusal öndere sahip bir milletin mensupları bizler olabilir miyiz?
“Ey, Türk istikbalinin evladı! İşte bu ahvâl ve şerâit içinde dahi vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”