Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
( Esnafın Ahı, Şehrin Vebali Olur! )
Sanayinin dükkânlarında bir fısıltı dolaşıyor. Kulağa önce bir söylenti gibi gelen her geçen gün daha da ciddileşen bir fısıltı bu: Tekirdağ’ın Eski Sanayi Sitesi taşınacakmış. İlk duyanların “ Hayırlısı olsun, şehir büyüyor” diyeceği bu haber, aslında şehrin kalbine, hafızasına ve ruhuna indirilmek istenen bir darbenin öncüsüdür. Bu söylenti, o sanayinin tozlu ama onurlu dükkânlarında her sabah kepenk açan yüzlerce küçük esnafın yüreğini bir mengene gibi sıkıyor.
Çünkü Eski Sanayi Sitesi, sadece demirin dövüldüğü, kerestelerin kesildiği bir yer değildir. Orası, bu şehrin can damarlarından birisidir.
Bir düşünün… Arabanız yolda kaldığında, musluk bozulduğunda, dolap kapağı kırıldığında aklınıza gelen ilk kimdir? O büyük, o isimsiz, randevulu servisler mi, yoksa sanayideki “Benim ustam” dediğiniz, çayını içip derdinizi anlattığınız o tanıdık yüz mü? İşte o sanayi sitesi, halkın başı sıkıştığında bir telefonla, hatta yürüyerek ulaştığı bir komşusudur. Tıpkı bir halk plajı, bir halk ekmek fırını gibi kamusal bir görev görür; halkın anlık ihtiyaçlarının en ekonomik ve en insani yolla çözer. Orası, zenginin de, dar gelirlinin de eşitlendiği “usta” kelimesinin saygıyla telaffuz edildiği bir yerdir.
Bu kararı almayı düşünenler, o dükkânların sadece bir ticarethane olmadığını anlamak zorundadır. Her bir dükkân bir ailenin geçim kapısıdır. Orada sadece bir vida sıkılmaz, anahtar çevrilmez; orada alın teri ekmeğe dönüşür. Usta-çırak ilişkisiyle nice genç meslek öğrenir, hayata tutunur. O dükkânlardan yükselen üretim sesleri, yüzlerce insanın evine götürdüğü helal lokmanın müziğidir. Sanayiyi şehrin dışına “sürgün etmek” ,bu insanları kurulu düzenlerinden, müşterilerinden ve en önemlisi gelecek umutlarından koparmak demektir.
Ve meselenin bir de şehir kimliği boyutu var. Modern şehirler, birbirinin kopyası olan yüksek binalar ve ruhsuz AVM’lerle kimliksizleşirken, Eski Sanayi gibi yerler bir şehrin karakterini ve geçmişini yansıtır. O alçak veya yüksek tavanlı, mütevazı yapılar, aslında Tekirdağ’ın yaşayan, nefes alan bir açık hava müzesidir. Her bir dükkânın duvarında, her bir ustanın elinde bu şehrin onlarca yıllık hatırası saklıdır.
Şimdi birileri, şehrin yaşayan bu hafızasını, bu atan kalbini, bu sosyal dokusunu üzerine dikilecek birkaç kule, site uğruna feda etmeyi mi planlıyor? Üç beş müteahhidin zenginliği, yüzlerce esnafın ve onlara güvenen binlerce vatandaşın mağduriyetinden daha mı değerli? Bir şehrin ruhu, arsa değeriyle ölçülebilir mi?
Yetkililere sesleniyoruz: Bu yanlıştan dönün. Rantın beton mikseri, şehrin vicdanını ve hafızasını karıştırmasın. Eski Sanayi Sitesi’ni bir yük olarak değil, korunması ve yaşatılması gereken bir değer olarak görün. Gerekirse yerini iyileştirin, modernize edin ama onu halktan koparmayın.
Unutmayın ki, şehirleri ayakta tutan çimento değil, insanlardır; anılardır; komşuluktur. Kepenkler bir kapanırsa, ustaların eli işten soğursa, o boşalan dükkânların yerini dolduracak hiçbir lüks konut projesi, Tekirdağ’ın kaybettiği ruhunu geri getiremeyecektir.