Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
“Alet işler, el övünür” sözünün güncel hali bu olsa gerek.
Bir yazar, yapay zekayı insanın “zihinsel yükünü paylaşan bir ortak” olarak tanımlıyormuş (*).
Katılıyorum.
Artık bir yazıya veya projeye başlarken önce yapay zeka uygulamalarından birine danışmaktan çekinmiyorum.
Bir otomobil nasıl ulaşımı kolaylaştırıyorsa, yapay zeka da işimi kolaylaştırıyor.
Ama otomobili kullanırken yaptığım gibi, nereye gideceğimi, nerede duracağımı ben biliyorum.
Örneğin eskiden aylar süren literatür taramasını, soru iyi sorulursa, yapay zeka birkaç saniye içinde yapıyor.
LİTERATÜR TARAMASI
Herhangi bir bilim dalında çıkmış yazıların tümüne “literatür” denir.
Bir bilimsel çalışmaya başlamadan önce araştırmacılar, o konuda daha önce neler yapıldığını öğrenmek isterler.
İlgili yazıları mümkün olduğu kadar arayıp bulmaya ve yapacakları çalışmanın gerçekten bir yenilik getirip getirmediğini, tezlerinin uygun olup olmadığını anlamaya çalışırlar.
Bu işleme literatür taraması denir.
Araştırma bitip yayınlandığında da, makalenin başında literatür taramasının bir özeti verilir.
***
Burada biraz anılarımdan bahsetmek istiyorum.
1970’lerde Boğaziçi Üniversitesi’nin bugünkü rektörlük binası kütüphane idi.
Kütüphanenin bodrumunda, Kimya alanında yapılmış yayınların özetlerini içeren “Chemical Abstract”ların kalın kalın ciltleri bulunurdu.
Araştırdığımız konu ile ilgili yazıları bulmak için saatlerce bu ciltleri tarar, küçücük yazıları elle deftere aktarırdık.
Bu yazma işinin bir kolayı olsa diye hayal ederdim, o zamanlar şimdiki gibi resim çeken cep telefonları yoktu.
Aranan madde organik bir bileşik veya reaksiyon ise, bir de “Beilsteins Handbuch der organischen Chemie”’de bakmak gerekirdi.
Özetleri bulmak işin ilk adımıydı.
Yazının çıktığı dergi bulunamazsa, makaleyi yazan kişilerden. yazının ayrı-baskı (offprint) denen tam kopyaları istenirdi.
Ayrı-baskı istemek için yazara posta ile özel kartlar veya kısa bir mektup gönderilirdi.
Bu kişisel yazışmalar sonucu, haftalar içinde makaleler elinizde toplandıkça, kendinizi sanki o konuyu dünyada bilen birkaç kişi arasına girmiş gibi hissederdiniz.
1980’lerde literatür tarama işinde TÜBİTAK yardımcı olmaya başladı.
Daha sonra, 2004’te Google Scholar çıktı.
Makaleler bilgisayarın bir tuşu kadar yakına geldi.
Herkes, her bilgiye kolayca ulaşabildiği için, artık kimse dünyada belli bir konuyu bilen birkaç kişi arasında olabileceğini düşünemiyor.
YAPAY ZEKAYA TEPKİLER
Bir köşe yazımda yapay zekadan yararlandığımı söylemiştim.
“Benim kendi aklım var” gibi tepkiler geldi.
O nedenle okumakta olduğunuz bu yazı ile yapay zekayı neden çok sevdiğimi anlatmak istedim.
Yapay zeka çıktısı, sahibi tam belli olmayan bir ürün olduğu için, yapılan alıntı intihal (plagiarism) olarak görülmeyebilir.
Bence bir yazar yapay zekadan yararlandığını belirtmeli.
Hatta İlerde, akademi dünyasında, bu konuda bazı kurallar getirileceğini düşünüyorum.
Yapay zeka ile ev ödevi yapmak yaygınlaştığı için, bir yazının veya bir resmin yapay zeka ürünü olup olmadığını anlama konusunda öğretmenlere önerilen teknikler ilgi çekiyormuş.
SONUÇ
Yapay zeka uygulamalarını işimizi kolaylaştıran “alet”ler gibi ele alalım.
Kullanırken kendimizi suçlu veya yetersiz hissetmemize gerek yok.
Yabancı dil pratiği yapmak gibi kişisel uygulamalarda, çağın bu yeniliğinden sonuna kadar yararlanalım.
Bazı reklamlarda söylendiği gibi, yapay zeka, Google’a kısa bir soru sorup cevap almaktan daha fazla bir şey.
Yapay zeka ile adeta bir etkileşime girip, sorunuzu tekrar tekrar genişleterek, daha kapsamlı bilgilere ulaşabiliyorsunuz.
(*) Ece P.Öztan, LinkedIn hesabı, Çek-List #16