Reklam

EPİSTOKRASİ

Yayınlama: 14.07.2026
A+
A-

İyi politikacıları seçmeyi pek beceremiyoruz.

Yıllardır yaşadığımız sorunların temelinde bu beceriksizlik yatıyor.

Bazı siyaset bilimciler ve filozoflar  bu durumun, demokrasinin kendinden kaynaklanan bir sorun olduğunu düşünüyorlar.

O nedenle seçim sistemleri, demokrasi, epistokrasi, meritokrasi gibi konular hep tartışılıyor.

Demokrasi, modern dünyada bireysel özgürlüklerin ve eşitliğin en kutsal teminatı olarak kabul edilir.

Ancak “her vatandaşın oyunun eşit değerde olması” ilkesi, beraberinde  bir tartışmayı da getirir: Siyaseten tamamen bilgisiz, manipülasyona açık bir seçmen ile ömrünü kamu politikası, ekonomi ve hukuk çalışmaya adamış bir uzmanın kararı aynı ağırlıkta mı olmalıdır?

Bu tartışma bizi  “epistokrasi” kavramına götürüyor.

Epistokrasi, kelime anlamıyla “bilenlerin yönetimi” demektir; yani siyasi karar alma yetkisinin veya oy hakkının, siyasi bilgi birikimine ve yetkinliğe göre dağıtıldığı bir yönetim modelidir.

MERİTOKRASİ

Epistokrasi, liyakate dayalı bir diğer sistem olan meritokrasi ile sıkça karıştırılır.

İkisi de “yetenek ve bilgi” ekseninde yükselse de, odaklandıkları alanlar farklıdır. Meritokrasi, toplumsal statülerin, makamların ve özellikle bürokratik ve idari kadroların yeteneğe göre dağıtılmasını savunur.

Bir devlet kurumuna en zeki, en çalışkan ve en donanımlı yöneticinin atanması meritokratik bir uygulamadır.

Bu konuda “İşi ehline veriniz” mealinde bir ayet bile bulunuyor (Nisa 58).

Epistokrasi ise doğrudan siyasi güç ve oy hakkı ile ilgili.

Meritokrasi “Devleti kim yönetsin?” sorusuna “En yetkin olanlar” cevabını verirken; epistokrasi “Kimlerin oy hakkı veya yasa yapma yetkisi olmalı?” sorusuna “Sadece siyasi bilgiye sahip olanlar” yanıtını verir.

Yani meritokrasi devleti yöneten kadroya odaklanırken, epistokrasi o kadroyu seçecek olan iradeye odaklanır.

 

BİLGİLİ SEÇMEN NASIL BELİRLENECEK?

Epistokrasinin önündeki en büyük pratik ve ahlaki engel, “bilgili seçmenin” kim olduğu ve nasıl belirleneceğidir.

Georgetown Üniversitesi profesörlerinden, “Demokrasiye Karşı” kitabının yazarı ve “Epistokrasi” savunucusu Jason Brennan (2), seçmenleri bir sınavdan geçirmeyi, ve geçenlere bir “seçmen ehliyeti” vermeyi öneriyor.

Ama test nasıl olacak: bir seçmenin “bilgili” sayılması için genel kültür mü, makroekonomi bilgisi mi, yoksa anayasa hukuku mu ölçülmeli?

Bu testleri kim, hangi ideolojik tarafsızlıkla hazırlayacak?

Siyasi bilgi testleri, ABD’de 1965 Oy Hakkı Yasası ile kaldırılmış olan “okuryazarlık testleri” gibi, azınlıkları ve yoksulları sistemin dışına itmek için birer baskı aracına dönüşme riski taşır.

Gücü elinde bulunduran elitler, sınav sorularını kendi dünya görüşlerini yansıtacak şekilde tasarlayarak muhalifleri kolayca sandık dışı bırakabilirler.

Bu durum, sistemi, “bilenlerin yönetimi” olmaktan çıkarıp, “güçlülerin oligarşisine” dönüştürebilir.

Epistokrasiyi kapsamlı bir şekilde irdeleyen Norveçli Siyaset Bilimcisi Catherine Holst (1) da “bilgili” seçmenlerin belirlenmesi konusunda  kolayca benimsenecek bir yöntem önermiyor.

Delege sistemi, iki dereceli seçimler, “Liquid Feedback”  gibi bilinen bazı yöntemlerin, ideal halleriyle, bilgili seçmenleri öne çıkarırken, demokrasinin temeli sayılan “herkese oy hakkı”na dokunmadan uygulanabileceğini düşünüyorum.

İKİ AŞAMALI SEÇİMLER

Türkiye’de 1946 seçimlerinden sonra bırakılmış olan iki aşamalı seçim yöntemi, Amerika Birleşik Devletlerinde halen uygulanıyor.

ABD’de seçmenler doğrudan başkanı seçmiyorlar, her eyalette başkanı seçecek olan Seçiciler Kurulu üyelerini seçiyorlar.

ABD Anayasası’nın mimarlarından Alexander Hamilton, halkın doğrudan başkanı seçmesinin popülizme, demagojiye ve yabancı güçlerin manipülasyonuna kapı aralayacağını düşünüyordu.

Ona göre halk, kendisini temsil edecek, bilgisine ve ahlakına güvendiği “seçicileri”  seçmeli; bu seçkin kurul da tam bir soğukkanlılık ve derin müzakereyle ülkeyi yönetecek en doğru başkanı belirlemeliydi.

Ancak günümüz ABD’sinde delegelerin tamamen partizan taahhütlerle hareket eden sembolik figürlere dönüşmesi, bu sistemin popülizmi engellemede ve en bilgili sonuca ulaşmada her zaman başarılı olamadığını gösteriyor.

SİYASİ PARTİLERİN DELEGE SİSTEMLERİ

Benzer  aşamalı bir süzgeç mekanizması, siyasi partilerin kendi iç işleyişlerinde de görülür.

Bir partinin binlerce  üyesinin doğrudan genel başkanı veya milletvekili adaylarını seçmesi yerine, önce mahallelerden ilçe delegeleri, ardından il delegeleri ve nihayetinde büyük kurultay delegeleri seçilir.

Teorik varsayım şudur: Parti tabanı, partinin ideolojisini, politikasını ve dinamiklerini en iyi bilen “nitelikli” kişileri delege olarak seçer; bu bilgili azınlık da parti için en doğru liderliği belirler.

Tıpkı Hamilton’ın savunduğu gibi, bu da kitlelerin ham iradesini bilgili bir süzgeçten geçirme çabasıdır, ancak pratikte genellikle parti içi delege ağlarının ve kliklerin oluşmasına yol açar.

Bu arada, parti içi seçimlerin bir anlamda ulusal seçimler olduğu Çin’den bahsetmek istiyorum.

Çin’de partilerin, politikacıların yarıştığı, halkın oy kullandığı türde seçimler yapılmıyor.

Onun yerine, yönetim kadroları Çin Komünist Partisinin kongre süreci içinde belirleniyor.

En küçük yerleşim yerlerinde halk, yerel delegeleri seçiyor, bu delegelerle başlayan kongreler  Ulusal Halk Kongresinin ve üst düzey yöneticilerin seçimine kadar gidiyor.

Yerleşim yerlerinden seçilen ilk delegeler, ÇKP’nin gözetiminde olsa da, bizde olduğu gibi masa başında isim yazılarak değil, dar bölgelerden “onay” oylaması yöntemi ile seçiliyor (https://en.wikipedia.org/wiki/Elections_in_China ).

Yani bize göre çok daha demokratik.

Belki de bu ilk düğme doğru iliklendiği için, sonunda ülkesini iyi yöneten, doğru kararlar veren liderler ortaya çıkıyor.

LİQUİD FEEDBACK

Liquid Feedback (https://liquidfeedback.com/ ) Almanya’da Piratenpartei tarafından kullanılmış bir “demokrasi yazılımı”.

Üyeler bireysel önergeler sunar, metinleri ortaklaşa tartışır ve oylar.

Bu dijital oylama modeli bir tür delege sistemini içerir; ancak üyeler kendi oylarını doğrudan kullanmak yerine, istedikleri bir konudaki oy haklarını güvenilir buldukları başka bir üyeye geçici olarak devredebilirler.

Liquid Feedback, şekilde görüldüğü gibi, oyların transferi ile  “en bilgili son seçmene”  ulaşmanın bir yolu olabilir.

Sistem, yapay sınavlarla seçmen elemek yerine, kitlelerin güvenini kazanmış gerçek uzmanların  kararlarda ağırlık kazanmasını sağlar.

Böylece epistokrasi fikrine bir çözüm getirebilir.

 SONUÇ

Epistokrasi, popülizmin ve bilgisizliğin yönetimi ele geçirmesine karşı güçlü bir modeldir.

Ancak bilgiyi ölçmenin zorluğu, elitizme kayma tehlikesi ve herkesin oy hakkının zedelenmesi gibi sorunlar uygulanmasını zorlaştırıyor.

İki aşamalı delege sistemlerinden Liquid Feedback gibi modern dijital  yöntemlere kadar yapılan tüm arayışlar, eşitlikçi bir demokrasinin meşruiyeti ile bilge bir yönetimi aynı potada eritebilmek amacına yönelik.

Okullarda, üniversitelerde, ve halka açık tarafsız “politik okuryazarlık” eğitimleri de bir çözüm olabilir.

Epistokrasi konusunda daha fazla araştırma ve örgütlenme gerekiyor.

  1. Holst,C.https://www.researchgate.net/publication/375898076_What_is_epistocracy_Dimensions_of_knowledge-based_rule
  2. Brennan,J. Against Democracy. Princeton University Press. 2016

 

Yazarın Son Yazıları
Marka Flower Çiçekçi