Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir insan teyzesini öldürüyor…
Üstelik bir anlık öfkeyle değil para için. Yetmiyor; geri dönüyor, bedeni yakıyor. Sonra tekrar geliyor ve oradakilerle birlikte ağlıyor.
Bu sahnede akıl duruyor.”Katil” diyoruz dosyayı kapatıyoruz. Oysa kapattığımız sadece sözcük oluyor; mesele olduğu yerde, kanlı ve karanlık biçimde durmaya devam ediyor.
Yılan sokar, öldürür. Ama insan, o yılanın zehrinden panzehir yapar. Aynı madde bir yerde ölüm, başka bir yerde hayat olur. Peki, insanın içindeki bu karanlık zehir neden hep ölüm üretir de, hiç şifaya dönüşmez?
Binlerce yıldır ceza veriyoruz. Kırk satır, kırk katır… Zindanlar… İdam sehpaları… Müebbetler…
Ama öldürme bitmiyor. Demek ki biz sonucu cezalandırıyoruz, sebebi ise besliyoruz.
Beslediğimiz şey nedir
Öfke, hırs, açgözlülük, değersizlik duygusu, sevgisizlik, yalnızlık…
Sonra da “Nasıl oldu bu?” diye hayret ediyoruz.
“Teyze anne yarısıdır” diyen bir kültürden geliyoruz. Ama şimdi teyzeler, halalar, amcalar kapı açarken içlerinden bir ürperti geçirecek. En korkuncu da bu:
Cinayet sadece bir canı değil, güven duygusunu da öldürüyor. İnsan, insandan korkar hale geliyor.
Devlet katili hapse koyar ve yıllarca besler. Vergilerden duvar örer, demir kapıları kilitler. Ama insanın içindeki o zehri etkisiz kılacak panzehiri üretemezsek, hapishaneler dolmaya, mezarlıklar genişlemeye devam eder.
Tam da burada, bu “cani” dediğimiz insanlar bir laboratuar gerçeği gibi önümüzde duruyor.
Zehir en yoğun nerede varsa, panzehir de oradan çıkar. Nasıl ki yılanın zehri, yine yılanın bedeninden alınarak ilaca dönüştürülüyorsa; insanın içindeki öldürme karanlığını da ancak karanlığın içinde çözümleyebiliriz.
Öyleyse zamansız bütün ölümler, öldürmeler için soralım:
Hapishaneler sadece kilitleme yeri mi olacak, yoksa insan ruhunun çözüldüğü yerleri ve onarma merkezine mi dönüşecek?
Sosyologların, psikologların, eğitimcilerin, vicdan mimarlarının özel olarak çalıştığı; öfkenin, hırsın, değersizlik duygusunun nasıl katilliğe dönüştüğünü bilimle, sabırla, insanı insanla tedavi ederek çözecek merkezler kurulamaz mı?
Bugün “cani ve vahşet “ dediğimiz her vak’a aslında insanlığın panzehir üretmesi için önüne konmuş acı bir fırsattır. Bu fırsatı sadece kilitleyip unutarak değil, anlayarak, çözerek, dönüştürerek değerlendirilmedikçe zehir hep yeni bedenler bulacaktır.
Öldürmenin mazereti olmaz. Ama öldürmeye giden yolların taşları döşenmiştir. O taşların adı: Sevgisizliktir, değersizliktir, adaletsizliktir, ruhsuz bir eğitimdir.
Yılanın zehrinden panzehir yapan insan, kendi karanlığından da şifa çıkarabilir. Ama bunun için önce şunu kabul etmelidir:
Sorun birkaç “canide” değil, insanı insan yapan- bağların çözülmesindedir. Ve belki de asıl soruyu soru şu olabilir:-
Biz sadece katilleri mi hapsediyoruz, yoksa insanlığı kurtaracak panzehiri üretme sorumluluğundan mı kaçıyoruz?