Reklam

BİR SELAM VE GEÇ KALMANIN UTANCI

Yayınlama: 20.01.2026
Düzenleme: 20.01.2026 15:56
A+
A-

Bir zamanlar aynı apartmanda yaşadığımız, sık sık karşılaştığımız (Ali Ağabey) diye seslendiğim bir akrabam vardı. Hasan’ın babası: Ali Darcan… Şimdi hayatta olmayan, ama seslenişimin hâla kulağımda kaldığı, mahalle edebiyle, duruşuyla, sohbetiyle iz bırakmış bir insandı.

O günlerde Hasan küçük bir çocuktu. Babasının yanında, dünyanın henüz omuzlarına yüklenmediği, ama karakterini sessizce kuran bir bakışla etrafı izleyen bir çocuk… Zaman geçti, apartman ve mahalleler değişti, hayat savurdu. Ali Ağabey bu dünyadan göçtü. Ben ise ayrı şehirde aynı rüzgârı soluyarak, onun oğlunun kapısını yirmi beş yıldır çalmamış olmanın mahcubiyetini içimde taşıdım.

Ayşe Teyze yıllar önce söylemişti:

“ Hasan Değirmenaltı’nda çok iyi bir esnaflık yapıyor.”

Bilmek, gitmeye yetmedi. Bilmek çoğu zaman vicdanı oyalayan bir sözcüğe dönüşüyor: “ İyi ya, bir gün uğrarım.” Bazen yirmi beş yıl sürüyor.

Canımın sıkıldığında uğradığım bir kıraathane vardı Değirmanaltı’nda. Soğuk günlerde çayın buharına, emekli sohbetlerinin ağır ritmine-akışına sığındığım bir durak… O günde oraya gittim.”Bir çay içeyim, sonra Hasan’ı bulurum” dedim. Gecikmiş bir yüzleşmenin önüne konmuş küçük bir perdeydi bu.

Meğer Hasan’ın dükkânı, zaman zaman mola verdiğim o kıraathanenin tam karşısındaymış.

Bakar körlük… İnsanın gözünün gördüğünü kalbinin görmemesi. Aynı şehirde yaşayıp birbirini görmemek… Ne kavga, ne kopuş… Sadece ihmal. Ve ihmal, en derin uzaklığın en sessiz biçimi.

Dükkânın kapısından içeriye adım attığımda, karşımdaki yüz beni tanıdı:

“ Hoş geldin ağabey…”

Bir kuşak önce babasına söylediğim hitap, şimdi oğlunun ağzından bana dönmüştü. Ali Ağabey artık yoktu. Ama onun bıraktığı edep, onun kurduğu insanlık dili, oğlunun sesinde yaşıyordu.

Hasan’ın yüzünde çocukluk kalmamıştı. Çalışkanlığın, tutunmuşluğun, huzurun izleri vardı. Bir esnafın değil sadece, bir hayatı yerli yerine koymuş bir insanın sakin ve canlı bakışı…

O an ve sonrası anladım ki sosyoloji bize bir şey anlatıyor: Aynı şehirde yaşamak, yakın olmak değildir. Ardından psikoloji de bir şey anlatıyor: Erteleme çoğu zaman korkudur; geç kalmış olmanın yüzüne bakamama korkusu. Kültür boş durur mu o da bir şey fısıldıyor: Akrabalık, kanla değil; kapı çalmakla, selam vermekle yaşar.

Ben o gün Hasan’ın dükkânında bir yeğeni değil, hayatta olmayan bir babaya gecikmiş selamımı gördüm. Doğrudan söyleyemediğim özrü, oğlunun “Hoş geldin ağabey” deyişinde içimden söyledim.

Bu yazının yazılma amacı öğüt vermek değildir. Belki herkesin kendi yaşamında, tam karşı kaldırımda veya aynı apartmanda, aynı şehirde duran bir kapıya bir daha bakması isteniyor!

Bazen bir şehirde kaybolmak, bir insanı değil; bir zamanı, bir vicdan vaktini kaçırmaktır.

Marka Flower Çiçekçi