Reklam

GECENİN NABZI: KAYBOLAN DÜDÜK SESİ

Yayınlama: 21.01.2026
A+
A-

Özlenen Bekçi Düdükleri

Mahallelerin kendi bekçileri vardı. Resmi değillerdi ama gerçektiler. Her sokağın başında bir çift göz, her kapının önünde bir selam bulunurdu. Konu komşu, mahalle gençleri, akşamüstü kapı önünde veya bahçede sandalyede oturan ihtiyarlar…
Kimse “görevliyim” demezdi ama herkes sorumluydu. Çocuk geç geldiğinde soran, yabancı bir yüz görünce dikkat kesilen, gece bir ses duyduğunda ışığını yakan bir mahalle düzeni vardı.
Mahalle, kendi kendine kollardı.

Bekçi düdüğü ise hafızamızda daha çok filmlerden, kasaba ve köy gecelerinden kalmadır. Issız bir sokakta yankılanan o uzun ve kurtarıcı ıslık… Tenha ve karanlık yollarda karanlığı yaran o ses… Korku değil güven taşırdı.

“Buradayım” derdi.
“Bu yol sahipsiz değil.”

Kentimize resmi bekçiler geldiğinde tam da bu yüzden sevinmiştik. Bekçilerimize “hoş geldin” yazısını yazan bendim. O eski mahalle vicdanının, o ortak sorunluluk duygusunun, bir düdük sesiyle yeniden hayat bulacağını düşünmüştük. Ve yazmıştık:

“ Artık düdük sesi duyacağız, mahallelerimize güven gelecek.”

Bugünün geceleri daha sessiz. Ama bu sessizlik huzurun sessizliği değil; çekilmenin, içine kapanmanın sessizliği.

Sosyoloji bize şunları anlatır:

İnsan, kendini güvende hissettiği yerde sosyaldir. Güven yoksa sokak boşalır, sokak boşalırsa esnaf erken kapatır. Esnaf kapatınca ışıklar söner, ışıklar sönünce şehir içine çekilir. Karanlık sadece fiziksel değildir: İnsanın insandan uzaklaşmasıdır.

Bir bekçi düdüğü küçük ama hayati halkasıdır.
Bir ses…
Ama o ses,”yalnız değilsin” demektir.
Gece yürüyen bir kadına cesaret, vardiyadan dönen bir işçiye güven, eczaneye çıkan yaşlıya huzur demektir. Sokakta bir baskı değil, bir varlık hissettirir.

Biz bekçiden sadece devriye atmasını değil, mahalleyle bütünleşmesini istemiştik. Bakkalı tanıyan, kapı önündeki teyzeye selam veren, çocuğun adını bilen, elinde düdük, omzunda telsiz, “ ben buradayım” diyen bir insanı…

Şehir dediğimiz şey beton değildir; birbirine emanet edilmiş insanlardan oluşur. O emanet duygusunun gecedeki simgesi ise düdük sesidir.

Tekirdağ gecelerine karanlık ve sessizlik erken çöküyorsa, belki de eksik olan lambadan önce sestir. Filmlerden, köy ve kasabalardan kalan o tanıdık ses…

Bir düdük çalsın istiyoruz. Korkutmak için değil, rahatlatmak için. Susturmak için değil, sokağı yeniden hayata çağırmak için.

Halkın yeniden sokağa çıkabilmesi için, şehrin tenhan yerleri yeniden nefes alabilmesi için, o ses şarttır.

Gecenin içinden bir düdük sesi gelmeden, bir şehir kendini gerçekten güvende hissetmiş sayılmaz.

Marka Flower Çiçekçi