Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Zihnim beni son zamanlarda Kumbağ’a götürüyor. Aslında sadece Kumbağ’a değil; Barbaros’a, Mürefte’ye, Şarköy’e, Hoşköy’e, denize yakın olan ama denizden henüz kopmamış yerlere… Şehir merkezine varmadan iniyorum otobüsten. Yürüyorum. Sağa sola bakarak, soluklanarak. Bahçeli evleri, ağaçları, kıyıya yaslanmış sessizliği izliyorum. Bu bir gezinti olmaktan öte; bir hatırlama çabası.
Kumbağ merkezine geldiğimde ise başka bir şey oluyor. Bildiğim yerler, ezberimde olan sokaklar, caddeler var ama gözümden önce zihnim yoruluyor. Henüz belediyesi varken yapılan o dükkânlar… Yıllar önce bu meydan sahile, sahil plaja açılırdı. Yaz akşamları yürüyüşün, karşılaşmanın, gülüşün, kalabalığın yeriydi burası. İnsan çekerdi; çünkü insan için vardı.
Sonra “iyi niyet” denen gerekçeyle onlarca dükkân yapıldı. Belediyeye kira gelsin diye… Sonuç ne oldu?
Meydan nefessiz kaldı
Gezinti bitti.
Eğlence söndü.
Asıl ironik olan şudur: O dükkânların büyük bir bölümü ne Kumbağ’a hizmet edebildi ne turizme. Yıllardır boşlar. Camlarında toz, içlerinde viranelik, dışlarında pişmanlık var. Meydanı öldürdük, karşılığında hiçbir şey kazanamadık.
Sızlayarak geçtim yanlarından.
Sahile indim. Lodos, dalgalarla birlikte kumları da savuruyordu. Ve denizin içine doğru uzanmış, neredeyse denize girmiş bildik o site çıktı karşıma. Yıllar önce yapılmış. Güya “denize sıfır” evler…
Ne büyük bir aldatmaca!
Birkaç kişi daha mutlu olsun diye, Kumbağ’ın kıyıyla olan bağı koparılmış. Kıyı kenar çizgisi yok sayılmış. Toplumun ortak hakkı, betona teslim edilmiş.
Bu bir mimari hata değil sadece; kamusal bir hak ihlali. Bu,”ben” in “bize” üstün tutulmasıdır.
Onu da geride bıraktım. Eski limana doğru yürüdüm. Sahilin dibine yaslanmış yüksek katlı siteler, başka yapılar… Bir kırıntı aradım: Estetikten, mühendislik aklından, buraya katkı sunma niyetinden…
Bulamadım.
Hiçbirinde Kumbağ yoktu. Sadece arsa vardı, rant vardı, acele vardı.
Sanıyorum işin felsefesi burada başlıyor:
Kumbağ’a nasıl kıydık?
Cevabı zor değil efendiler.
El birliğiyle kıydık.
İzin vererek, ses çıkarmayarak,”bana dokunmayan” diyerek… Plan yapmadan, bütün görmeden, kıyının ruhunu anlamadan…
Bugün Kumbağ hâla güzel mi? Evet, doğası direniyor. Ama biz o direnci her yıl biraz daha zorluyoruz.
Bu yazı bir ağıt değil; bir davet. Hâla geç değil. Ama böyle devam ederse utanılacak kadar geç olacak. Biliyorsunuz, çirkinlikleri, plansızlığı, akıldan uzaklaşmayı ilk önce evlatlarımız, torunlarımız terk ediyor!
Ya sonra?
Kumbağ’ı kurtaracak yeni binalar değil; akıl, vicdan ve kamu yararıdır. Kumbağ’a kıyanlar, bir gün bu kıyımın hesabını kendi çocuklarına, nesline vermek zorunda kalacak…