Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Yirmi yıldır yazarım bu caddeyi. Bir insanın bir çocuğun büyümesini izlemesi gibi izledim; taşını, toprağını, esnafını, kalabalığını, yalnızlığını… On iki yıl önce “prestij-itibar caddesi” diye yeniden düzenlendi Muratlı Caddesi. Kurdele kesildi, fotoğraflar çekildi, umutlar dizildi kaldırım kenarına. Sonra? Sonra umutların üzerinden araçlar geçti, kazılar açıldı, kapatılmadı; kaldırımlar çöktü, taşlar kırıldı, sokaklar çamura teslim oldu.
Halk diliyle soralım:
Prestij caddesi halka ne getirdi?
Daha güvenli yürüyüş mü? Yaşlıya koltuk değneği, engelliye rampa, çocuğa oyun alanı mı? Yoksa sadece adında “prestij-itibar” olan, kendisi yorgun bir vitrin mi?
Muratlı Caddesi bugün bir cadde olmaktan öte, bir muhasebe defteri gibidir. Her kırık kaldırım taşı, her çukur bir soru, her bozuk, çirkin görüntü bir ihmal belgesi.
Ara sokaklar kazılmış “Çiftlikönü,Aydoğdu Mahallesi” ,haftalarca öyle bırakılmış; ne bir takvim var,ne bir açıklama.Vatandaş düşüyor,toza bulanıyor,çamurla eve dönüyor.Sonra da bu şehir insanı olarak soruyor:
“Bu işin sahibi kim?”
Hukuk açık konuşur: 5393 sayılı Belediye kanunu der ki; yol, kaldırım, altyapı belediyenin sorumluluğundadır. Hizmet kusuru varsa, sorumluluk idarededir.
Yani bu bozuk kaldırım “kader” değil, bu kapanmayan kazı “talihsizlik” değil; bu bir görev eksikliği, bir sorumluluk boşluğudur.
Ama bizde sorumluluk sanki taşın altında değil, taşın arkasında saklanıyor.
Bir de işin prestij boyutu var. Prestij gece ışıkları, büyük ama kırık dökük kaldırımlarıyla değil; bir kadının gece vakti korkmadan yürümesiyle, bir yaşlının tökezlemeden karşıya geçmesiyle, bir çocuğun dizinin kanamadan koşmasıyla ölçülür.
Ne güzel olurdu; şehir uyurken, belediye uyanık olsa… Gece sessizliğinde kazılar kapatılsa, kaldırımlar düzeltilse, banklar konulsa, ağaçlar dikilse, halk otobüs durakları halkı korumak amacıyla yapılsa…
Sabah halk uyandığında “Birileri bizim için çalışmış” dese.İşte o zaman adı “prestij” olurdu bu caddenin.
Şimdi kara mizahın tam da yerindeyiz:
Kaz, bırak git…
Aylar sonra gel, bir daha kaz…
Sonra bir tabela “Çalışmalarımız devam ediyor.” Evet, ediyor… Ama sanki hep aynı yerde sayıyor.
Muratlı Caddesi bugün bize şunu anlatıyor:
Taş var, çukur var, çamur var, ama ortada görünmeyen bir şey var: SORUMLULUK.
Bu yazı kamu vicdanı adına bir hatırlatma, bir uyarıdır!
Kanun adına, kamu vicdanı adına, bu şehirde yürümeye çalışan herkes adına sormak istiyorum:
Bu kaldırımlar kimin zimmetinde?
Bu kazılardan, onarımlardan kim sorumlu?
Bu ihmali hangi birim üstlenecek?
Artık mesele estetik değil, mesele sabır da değil, mesele alışmak hiç değil.
Mesele, görevdir, yetkidir, hesaptır.
Muratlı Caddesi, taşlarına baka baka aynı soruyu tekrar eder durur:
Taş var… Peki, sorumlu nerede?