Reklam

ARABASINDAN YERLERE ÇÖP ATANLAR

Yayınlama: 05.02.2026
A+
A-

Merhaba Tekirdağ:

Bugünkü derdim büyük… Hem de çok büyük. Çevre kirliliği dediğimiz şey artık sadece doğanın meselesi değil; şehrin, sokağın, kaldırımın, hatta insanın iç dünyasının meselesi. İster kırda olsun ister kent merkezinde, ister sahilde, ister ara sokakta… Her yerde aynı manzara, her yerde aynı hoyratlık.

Sahilde yürüyüşümü bitirmiş, Perşembe Pazarı olarak bilinen Selahattin İçli Sokak girişine doğru ilerliyordum. Kırmızı ışıkta durmuş araçların yanından geçerken, öndeki aracın ön koltuğunda oturan genç bir adam dikkatimi çekti. Hızlı hızlı yiyor, adeta tıkınıyordu. Bu sözcüğü bilerek seçiyorum; çünkü insan yediğini sindirmeden, yaşadığını anlamadan tüketiyorsa başka bir sözcük yakışmıyor.

Ve ne yediyse… O kocaman kâğıt parçalarını, hiçbir tereddüt göstermeden aracın yanına bıraktı. Camdan dışarı savurmadı bile; sanki “buraya ait” der gibi, yolun kenarına bıraktı. Tam da bu noktada insanın için daralıyor.

Adımlarımı yavaşlattım. Yanından geçerken göz göze gelmek istedim. Geldik de… Ben bakınca başını yere eğdi. Demek ki içinde küçük de olsa utanma karıntısı vardı. Ama yetmedi. Çünkü bu mesele utanmakla değil, tamamlanmamış bir ahlakla ilgili.

Bu nasıl bir eksikliktir? Nasıl bir yarım kalmışlıktır? Bunun zengini fakiri yok, arabalısı, aramasızı yok. Aynı hoyratlık, aynı vurdumduymazlık her kesimde. Üstelik bu insanlar bir gün yurt dışına gider, temiz bir şehir görür ve hayranlıkla söylenirler:

“Bir şehir yapmışlar… Bal dök yala.”

Oysa o şehirler bal dökülerek temizlenmedi. O temizlik önce insanın ruhuna yerleşti.Sonra ahlakına,sonra hukukuna,sonra da yöneticilerin istikrarlı uygulamalarına.

Japonya… Cadde ve sokaklarda çöp kutusu azdır ama yerde çöp yoktur. Çünkü çocuklarına küçük yaşlarda öğretirler: Çöp senin elindeyken senin sorumluluğundadır.

Ya İsviçre? Çevreyi kirletmek sadece ceza konusu değil, toplumsal bir ayıptır. Finlandiya’da ise doğa korunacak bir nesle değil; insanın zaten bir parçası olduğu bütündür. Bu felsefeyle hareket ederler. Ve biz Türklerden daha zekiler mi? Asla. Daha sorumluluk sahibiler ve yaşadıkları yerle kurdukları bağlar daha yüksek. Bu kadim millet, pis ve kirli şehirleri hak ediyor mu? Üzgünüm…

Bu topraklardaki inançlar ne anlatıyor bize?

İslamiyet, temizliği imanın parçası sayar. Yere atılan bir çöp, sadece çevreyi değil; kul hakkını da kirletir. Yol üstünden eziyet sayılan bir şeyi kaldırmak sadaka sayılmışken, yolu kirletmenin hangi inançla açıklaması olabilir?

Hıristiyanlıkta emanet bilinci vardır; dünya Tanrı’nın insana emanetidir. Yahudilikte “tikkun olam” yani dünyayı onarma sorumluluğu, insanın temel vazifesidir. Budizmde doğaya zarar vermek, insanın kendi dengesini bozmasıdır.

Görünen o ki mesele din meselesi değil; vicdan meselesidir. Bizde temizlik hâla belediyenin işi sayılıyor. Oysa belediye süpürür; insan kirletmezse.

Eğer temizliği tabelalara, kampanyalara, birkaç sembolik cezaya hapsederseniz; ruhu kirli kalan şehir her sabah kirlenir. Temizlik; ruha, ahlaka ve yönetime aynı anda, ısrarla ve sabırla ekilmedikçe bu yazılar hiç bitmez.
Yazmaya devam edilir.

Ama asıl marifet, bir gün yazacak çöp bulamamaktır.

Marka Flower Çiçekçi