Reklam

TEKİRDAĞ GÜNÜ

Yayınlama: 06.02.2026
Düzenleme: 06.02.2026 16:55
A+
A-

Yağışlı bir Tekirdağ sabahıydı. Hükümet Caddesi’nde acelem olmadan yürüyordum. Yağmur gece boyunca yağmış, sabahın ilk saatlerinde hızını kesmişti ama kaldırımlar hâla ıslak ve hafiften de olsa yağmur çiseliyordu. Elinde şemsiyesi olmayanlar, dükkânların saçak altlarını tercih ederek yürüyorlardı.

Benden birkaç metre ileride, aynı kaldırımda yürüyen tanıdık birini fark ettim. Aynı tempoda yürüsem onu geçecektim; onun hızına ise uymam mümkün değildi. İçimdeki o soylu merak ağır bastı. Durup bekledim. Birini bekliyormuş gibi… Aslında bir hayatı izlemek için.

Ağır aksak yürüyordu. Yaşlı olduğundan değil; sanki yıllardır sırtında taşıdığı bir kırgınlık onu yavaşlatıyordu. Ütüsüz, bedenine bol gelen bir pantolon giymişti. Spor ayakkabıları paçalarının altında kaybolmuştu. Büyük, kalın bir kabanı vardı; önü açık olduğu için yürüdükçe sağa sola savruluyordu. Başında ise kalınca bir bere…

Yağmurdan korunmak ister gibi dükkânların saçaklarına iyice sokularak ilerliyordu. Tahmin ettiğim gibi, onu tanıyanlar “sokakta kalmasın” diye ayarladığı küçük bir evin bulunduğu sokağa doğru yöneldi. O sokağa sapınca ben de sokağın başında durup izledim.

Hızı hiç değişmedi. Bu yavaşlık, yaşlılığından değil; bir türlü cesaret edilemeyen bir hak edişin yavaşlığıydı. Zekâsı tartışılmazdı. Fakat zaman içinde kırdığı, incittiği insanların çoğalması; onu farkında olmadan köşeye sıkıştırmıştı. Hayatın yükü, artık omuzlarına ağır geliyor.

Tam o sırada, caddenin karşı kaldırımında başka bir tanıdık gözüme ilişti. O da işine gidiyordu. Her sabah 100.Yıl Mahallesi’nden yürüyerek, özellikle zinde kalmak ve kas gücünü korumak için Ortacami’deki küçük işyerine geliyor. Yaşı mı? Değer adamdan en az on beş yaş büyük. Ama üzerinde takım elbise, ince ve kibar bir kaban vardı. Ayakkabıları her zamanki gibi tertemiz, cilalıydı.

Bir elinde Destereciler Fırını’ndan aldığı açma ve simitler, diğer elinde Hükümet Caddesi üzerindeki gazete bayisinden aldığı gazetesi… Caddede, sessiz ama onurlu bir yürüyüşle ilerliyordu.

Bu adama “yaşlı “ demek gelmiyor insanın içinden. O,yaşlanmayı; iradeyle, bilimle ve nitelikli bir disiplinle yaşayanlardandır.

İki adam…
İkisi de yalnız yaşıyor. Aynı şehirde, aynı sabahın yağmurunda, aynı caddede yürüyorlar.
Ama iki ayrı dünya…

Biri, yaşamını akıl, bilim ve düşünceyle örmüş; her yaptığı işe dört elle sarılmış. Diğeri ise çok daha genç olmasına rağmen, hayatına felsefeyi, bilimi, sosyolojiyi ve nitelikli yaşam alışkanlıklarını bir türlü katamamış.

Biri, rüzgârı arkasına almış bir yelkenli gibi sakın ve kararlı.
Diğeri, limanda ipleri kopmuş; sağa sola çarpan bir sandal gibi…

Bu bir yargı değil.
Bu bir hakaret hiç değil.

Bu, aynı şehirde yan yana akan iki hayatın sessiz tanıklığı. Belki de mesele şudur:
İnsan yalnızlığı kader gibi mi taşır, yoksa iradeyle mi yönetir? Yaş, sadece takvimde mi ilerler; yoksa zihinde, ruhta ve davranışta mı?

Bu yazı, iki adama da saygı duruşudur. Ve aynı zamanda hepimize küçük bir davettir:

Kendi yürüyüşümüze, kendi tempomuza, kendi hayatımıza bir bakma daveti…

Marka Flower Çiçekçi